Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Bağlanma Korkusu ve Sorunlu İlişkiler

Bilinç dışımız ilişkilerle ilgili korkularımıza ev sahipliği yapar. Ama bu korkular bizi çoğu zaman durdurmaya yetmez ve bıkmadan, usanmadan yeni ilişkilere yelken açarız. Sonrada bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde ilişkinin bitmesine neden olabilecek sebepler oluştururuz. Bu tür davranışlar insanların yakınlaşma isteği duydukları ama bir birleriyle bir ilişkinin gerektirdiği kadar yakın olamadıkları durumlarda ortaya çıkar. Bu kişilere ve eşlerine yapıcı konuşmaların nasıl yapılacağı, iş bölümü gibi konularda çözüm önerileri sunmakla yardımcı olunamaz. Çünkü ilişkilerindeki problemin sebebi çok daha derinlerdedir.

Bilinç dışındaki korkuları; ‘’Gerçek yakınlaşmanın asla mümkün olmadığına ve her ilişkinin bir gün mutlaka biteceğine’’ inanmalarını sağlar.

Bu tip bilinçdışı korkulara sahip kişilerin yaşadığı tekrar eden ilişki sorununa ‘’bağlanma korkusu’’ denilebilir.

İlişkilerinde ‘’ne evet, ne hayır’’ ya da ‘’hayır’’ tarzını benimserler ve asla tam olarak evet demezler. Çünkü bağlanma korkusu yaşayanlar terk edildiklerinde James Masterson’ın ‘’terk depresyonu’’ diye tarif ettiği; ‘’cinai öfke, intihara meyilli depresyon, boşluk ve hiçlik, panik ve kaygı, utanç ve suçluluk, umutsuzluk ve çaresizlik’’ gibi duyguları derinden yaşarlar ve bu duyguları hissetmemek için ya ilişkilerine kendilerini tam olarak adayamazlar ya da böyle bir duygu durumuyla (terk depresyonu) karşı karşıya kaldıklarında bu duygunun verdiği sıkıntıdan kurtulabilmek için; kendilerini alkole verebilir, kontrolsüz cinsel ilişki yaşayabilir ya da kontrolsüz bir şekilde alışveriş yapabilirler.

Bağlanma korkusu yaşayanlar terk edilmenin ölmek anlamına geldiğine inanabilirler. Bunun için de ilişkilerini terk edilmeye mahal vermeyecek şekilde tasarlarlar. Bazıları bir eş ile düzenli ilişkinin ya da evliliğin onlara göre olmadığına, kapana kısılmış gibi hissettiklerine inanabilirler. Bu tür korkular genellikle ciddi bir ilişki başladığında veya sürdürdükleri rahat ilişkilerin ciddiye binmesiyle yoğun olarak hissedilmeye başlanır.

İnsanların bağlanma stilleri kaygılı oldukları anlarda harekete geçen bilinç dışı yapılardır. Dolayısıyla ‘’bağlanma korkusu’’ yaşayan kişiler; ilişkileri istedikleri gibi gitmediğinde, terk edildiklerinde ya da günübirlik ilişkileri ciddiye bindiğinde bilinç dışı ; ‘’Gerçek yakınlaşma asla mümkün değildir ve Her ilişki bir gün mutlak biter’’ inancıyla beraber yoğun bir kaygı yaşarlar. Kaygılarının temeli ilişkilerine dayandığı için eşleri, sevgilileri de bu kaygıdan etkilenirler. Bağlanma korkusu yaşayan biriyle beraber olan kişiler de bu korkudan nasibini alırlar. Çünkü eşlerini ya da sevgililerini bir türlü kendilerine bağlayamazlar aralarında sanki görünmez bir sınır var gibidir. Ne yaparlarsa yapsınlar aşılamayacak bir sınır. Bağlanma korkusu yaşayan birinin eşinden ya da sevgilisinden; ‘’Ona ulaşmak imkansız (duygusal olarak), Kendimi sürekli arafta hissediyorum, ilişkimizden hatta artık kendimden bile emin değilim (ne evet ne hayır), bu ilişki benim kişiliğimi elimden aldı…’’ gibi ifadeler duymak sık rastlanılan bir durumdur.

Bağlanma korkusu yaşayan insanlar ilişkinin sınırlarını kendileri çizerler. Bu sınırlar duruma göre araya mesafe koymak ya da cana yakın, anlayışlı, şefkatli olmak arasında gider gelir. Yani size karşı davranışlarında bir salınım mevcuttur ya iyisinizdir ya da kötü, ilişkilerinde duygusal bir sükûnet mevcut değildir. Neredeyse düzensizlik düzenleri olmuş gibidir. Sınırları çizmenin birçok çeşidi olabilir. Mesela; Karar verme konusunda dominant olmak. Bu tavır eşe ya da sevgiliye ilk başlarda iyi gelirken zamanla kendi kararlarının, kişiliğinin önemsenmediği ve dikkate alınmadığı hissine neden olabilir.

Bağlanma Korkusu, kitabının yazarı Stefanie STAHL ‘a göre; ‘’Henüz buna hazır değilim’’ cümlesi bağlanma korkusu yaşayanlar tarafından dünya üzerinde konuşulan bütün dillerde söylenmiştir. Yazara göre; bağlanma korkusu yaşayanlar taahhüt altına girmeyi, ilişkilerinin sorumluluğunu almayı sevmezler. Net bir tavır ortaya koymaktansa kendilerini diğer fırsatlara (ilişkilere) da açarak eşlerini oyalarlar. İçinde iki ayrı anlam barındıran, ‘’Henüz buna hazır değilim’’ cümlesi olağanüstü bir cümledir. Henüz buna hazır değilim ama belki ilerde olabilirim!!! Bu cümleye muhatap olan kişi inanmak istediği anlamı kendisi seçer. Düzenli bir ilişki istemiyorum mesajını mı duymak ister yoksa çoğunluğun yaptığı gibi; ileride belki bir şeyle olabilir mesajını mı tercih eder. Bu söylem (Henüz buna hazır değilim) bağlanma korkusu yaşayanların, yakınlaşma ve ilişki kurma istekleri ile korkuları (Gerçek yakınlaşma asla mümkün değildir ve Her ilişki bir gün mutlak biter) arasında kaldıklarının göstergesidir. Farkında olmadan bilinç dışı bir döngünün esiri olmuşlardır.

Bu tip kişiler eşleri, sevgilileri tarafından gerçekten arzulandıklarının farkına vardıklarında bilinç dışı olarak uzaklaşma isteği duyabilirler. Bu basit bir kaçan kovalanır durumu değildir. Çünkü biri tarafından istenilmek, arzu edilmek aynı zamanda beklentiyi de beraberinde getiren bir durumdur. Beklentiler başladıkça ve miktarı arttıkça bağlanma korkusu yaşayan kişi köşeye sıkışmış, özgürlüğü elinden alınmış gibi hisseder ve beklentilerin artmasıyla ilişkinin devam etme şansı da giderek azalır. Hissedilen beklenti ile ilişkinin devamlılığı arasında bir ters orantı var denilebilir.

Gerçek Bir Korku mu Yoksa Bir Taktik mi?

Öncelikle anlaşılması gereken şey bağlanma korkusunun kaynağını çocukluk yıllarından alan bilinç dışı bir korku olduğudur ve kesinlikle kurmaca, ilişkiyi bitirmek için planlanmış bir durum olmadığıdır. Bağlanma korkusu taktik değil varoluşsal bir ölüm kalım meselesidir. Ancak bu korkuyu yaşayanlar adını koyamadıkları kötü bir histen yakınırlar. İlişkileri ciddiye bindiğinde ya da bir ilişkinin doğma ihtimali olduğunda yoğun bir huzursuzluk, köşeye sıkışmışlık hissederler ve bu hisler arttıkça ilişkilerinin de ömrü kısalır.

Bağlanma korkusu, hem yaşayanlar hem de bu kişileri hayatlarına dâhil edenler için problem teşkil etmektedir. Bu korkudan muzdarip olan kişiler zamanla ilişkilerinin hep aynı sebeple bittiğine ve ilişki sürdüremediklerine dair bir hisse kapılabilirler.

Bağlanma korkusu süreğen bir hastalık değil kişiliğimizin kendini ortaya koyma ve koruma yöntemidir.

Daha doğrusu yanlış öğrenilmiş bir davranış örüntüsü, tabir-i caizse sürekli hatalı uyarı veren alarm sistemi gibidir.

İlişkileri bu korku sebebiyle biten ya da hiç başlamayan kişilerin bilmesi gereken ilk şey; ‘’Gerçek yakınlaşma asla mümkün değildir ve Her ilişki bir gün mutlak biter’’ bilinç dışı inancın esiri olduklarıdır. Böyle bir korkudan beslenen bir inanç öğrenilebilmişse sağlıklı ve sürekli ilişkilerin de öğrenilebileceği unutulmamalıdır.

Bağlanma korkusuna sahip olan birinin eşi ya da sevgilisinin de bilmesi gereken ilişkilerindeki bu tutarsızlıktan doğan kafa karışıklığı ve kaybetme korkusu aşklarının büyüklüğünün değil ilişkilerinin sağlam bir zemine oturmadığının, karşılıklı güvene dayanmadığının göstergesidir.

Bağlanma korkusu yaşayan bireylerin ve onlarla hayatlarını paylaşanların bilmesi gereken şey; dermansız bir derde müptela değilsiniz fakat bağlanma korkusu bilinç dışı bir korku olduğu için adını koymakta zorlanabilir, yardım arayışını geciktirebilir ve böylece ilişkilerinizi ve kendinizi geçmişin korkularına esir etmiş olabilirsiniz. Eşinizde ya da kendinizdeki böyle bir korkudan dolayı ilişkilerinizden doyum alamıyor ya da ilişkilerinizi sürdüremiyorsanız bir ruh sağlığı uzmanından yardım almanız iyi olabilir.

Sağlıcakla kalın…

Hasan DURAN

Uzman Klinik Psikolog/Psikoterapist

KAYNAKÇA
Bağlanma Korkusu, Stefanie STAHL
Gerçek Kendilik, James MASTERSON

Kimler Neler Demiş?

1 Yorum - "Bağlanma Korkusu ve Sorunlu İlişkiler"

avatar
trackback

[…] kuramadığının göstergesidir. Kişinin ilişkide konuşmamasının özünde genellikle kaybetme korkusu vardır. Bu nedenle ilişkilerini içlerinden geldiği gibi yaşayamayabilirler. Kaybetme korkusu […]

wpDiscuz