Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Romantik İlişki de Ne Ararız? Çift Olabilmek..

”… bir kadın ve erkek, birbirlerini çocukluktan itibaren tanıyabilirler, çok iyi arkadaş olabilirler, sevgili olabilirler hatta evlenebilirler ama yine de ”çift” olamayabilirler..” Otto F. KERNBERG

Yukarıdaki paylaşımdan da anlaşılacağı üzere, yetişkin yetişkine çift olabilmenin önemine işaret ediyor Kernberg.

Bir erkek romantik ilişkide, bilinçdışı olarak “ideal anne”yi; yani hem anne ile kurulan ilişkinin bir benzeri olarak duyarlı, şefkatli hem de cinsel arzuların doyum nesnesi olmasına izin veren kadını aramaktadır. Benzer bir şekilde kadın da, bilinçdışı olarak hem “baba figürü”nü temsil eden, hem de cinselliğini açabileceği, ensest olmayan erkeği aramaktadır. Buradaki dengeyi sağlamak çok önemlidir. Bazı ilişkilerde bu problem oluşturur, aşırı veya kıt şeklinde görülür. Tamamen ebeveyn çocuk ilişkisi yada merhametten yoksun bir cinsellik şeklinde vücut bulur.

Geçmiş çocukluk yaşantılarının çözümlenemediği, kendisine ve ilişki yaşayacağı bir ötekine dair temsillerin sağlıklı bir şekilde gelişemediği bireylerde ise; romantik ilişki bir tür geçmiş aile çatışmalarının yeniden sahnelendiği bir alan yaratmaktadır. Yani patolojik ebeveyn ilişkileri olan bireyler, bu patolojik örüntüyü romantik ilişkilerinde de sürdürme eğiliminde olmakta ve her bir eş, yansıtmacı özdeşleşim yoluyla diğer eşte geçmiş ebeveyn rollerini canlandırmaktadır. Böylece kök ailesindeki çatışmanın bir benzeri şu an ki ilişkinin ana dinamiğini oluşturmaktadır.

Örneğin; fobik bir adam, eşinin mazoşist karakter yapısını bağımlı bir ilişki kurmak için kullanabilir. Bu şekilde adam, eşinin varlığıyla çocuklukta olmasını arzu ettiği ideal annesini, ilişkide yaşatarak kaygısını azaltmakta, kadın ise çocukken engellenmiş bağımlılık ihtiyacını eşine yansıtarak bağımlı bir ilişkiye imkân veren bir rol üstlenmektedir.

Bu tür danışıklı rol-canlandırma düzenlemeleri, her iki eşin de karşılıklı olarak bu iç içe geçmiş bağımlı ilişkiden tatmin oldukları sürece işlevini sürdürmektedir. Cinsel terapi ‘ye ben/biz cinsel isteksizlik yaşıyoruz diye gelirler. Tutku yoktur, şefkat vardır. Çünkü ilişkileri tıpkı ebeveyn-çocuk ilişkisine benzerdir. Yada tam aksidir, müthiş arzu, şehvet vardır ama zarar verici bir ilişkidir; şiddet, sevgi yoksunluğu vs. görülür.

Sevgiyle Kalın..

 

Psikoterapist Eyüp SARI

 

Kaynakça: Hejan Epözdemir- ..Nesne İlişkileri Çift Terapisi Modeli Çerçevesinde Bir İnceleme Tez Çalışması

Arzulanmaya ve Sevilmeye Dair

Arzu ile sevgiyi birbirine karıştırmaktan vazgeçmeliyiz. Bir şeyi sevmemiz için onun ne olduğunu bilmemiz gerekir. Arzu da ise durum tam tersidir.

Arzu’yu çoğu kez cinsel arzunun ötesinde bir anlamda düşünmüyoruz. Oysa arzu, aynı zamanda ve her zaman bilme arzusudur da. O yüzden arzulanacak olan kişi, en azından bir yanıyla karanlık ve belirsiz olmak zorundadır. Aydınlık ve belirli bir şeyi ne diye arzulayalım ki? Onu zaten biliyoruz.

Mutlak tanışıklık, bilinecek bir şeyin kalmadığı hissi, merakın sona ermesi, aşkın ölümüdür. Yalın karanlık, bilginin mutlak yokluğu ise aşkın hiç başlamamasına yol açar. Arzu vardır ama o arzudan aşk doğmaz, doğsa doğsa ölümcül, yıkıma giden bir tutku/saplantı doğar.

Arzu, tatmin edilmiş olduğu yanılsaması uyanıncaya kadar sürer çünkü o da biter ve henüz “vermemiş olan” başka birine yönelir. Biz ise bizi arzulayacak başka birini aramak zorunda kalırız. Zahmetli bir iş vesselam. O yüzden “gösterip de vermemek” sanıldığı kadar habis bir tutum değil. Göründüğünden çok daha masum, çok daha saf. Olmayacak bir şeyin peşinden koşmanın ifadesi yalnızca: Verince artık arzulanmayacağız, öyleyse “vermeyelim” ki arzu sonsuza kadar sürsün. Gayette mantıklı gibi duruyor bu açıdan.

Kuşkusuz bütün bu faaliyetler, “dostlar alışverişte görsün”den fazla bir şey değil. Çünkü bir şey kaybetmiyoruz ama kazanmıyoruz da. Vermiyoruz ama almıyoruz da.

Yumurtayı kırmadan omlet yapıyoruz gerçi ama o omletin yenilecek bir hali yok.

Bize âşık olup da adımıza nameler düzen adam, evlilikten diyelim 1 yıl sonra, televizyonun karşısında pijamasıyla oturup bizden hizmet beklemeye (ve hizmetten gayri hiçbir şey beklememeye) başladığında; ya da arzuladığımız kişiyi bir kez “elde ettikten” sonra, sevişme vakti her yaklaştığında “dayanılmaz baş ağrıları çekmeye” başladığımızda, ne arzulayan kalıyor ortada, ne de arzulanan. İki durumda da kişinin hayali arzulayan ve arzulanan kişi olmaktı. Bir kez gerçek olduğunda, yani gerçek bir “öteki”de sabitlendiğinde, önemini, değerini kaybetti.

Çünkü arzu, somut bir hedefe yönelik somut bir duygu değil; öyleymiş gibi yapıyor yalnızca.

Arzulanan kişi olarak kalmak en büyük arzumuzsa eğer; kendimizi gizleyerek, vermeyerek, mistik bir perdenin ardına saklanarak, aralıksız yalan söyleyerek bu mertebeye ulaşabilir, onu koruyabiliriz. Ama hiç kimse bizi kelimenin gerçek anlamıyla sevmeyecektir.

Eğer sevilmeye çok ama çok ihtiyacımız varsa; sevilmeden yapamıyorsak, kendimizi bir cam gibi şeffaflaştırıp ortalık yere dökeceğiz demektir. O zaman sevilebilir ve sevimli olabiliriz. Ancak bu durumda da bizi arzulayacak bir Allah’ın kulu çıkmayacaktır muhtemelen.

Bu iki durumda da sorun, kendimizi yalnızca sevilen ya da arzulanan olmak istiyoruz. Oysa arzulayan, seven, tercihen ikisini birden yapan kişiler olmak gibi bir seçeneğin olduğunu da akıldan çıkarmamalı. Bunu becerebildiğimizde ise, (kelimenin her iki anlamında da) bilen özneler olma şansımız doğabilir.

 

Sevgiyle Kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

 

Kaynakça:

  • Bir Şeyler Eksik-Bülent SOMAY
  • Tek Yatakta İki Kişi-Jean Claude Kaufmann

Bağımlı İlişkiler ve Tutku Nasıl Ölür ?

On sekiz yıl boyunca çocuklarımıza, yirmi yıl işimize, on dört yıl fiziksel bir bağımlılığa odaklanıyor, yedi yıl bir kadın ya da erkeği takıntı haline getiriyoruz. Kimilerinde çakışan bu aşamaların her biri, belki de bizi kendi iç yaşamımızdan güvenli bir biçimde uzak tutmaya hizmet ediyor. Kendimizle benliğimiz arasında hiçbir şey olmamasından korkuyor, gerçekte uçsuz bucaksız bir enginlik olan iç yaşamımızı korkutucu bir boşluk olarak algılıyor olabilir miyiz?

Tutkunun Ölmesi

Muhtemelen öyle ki, bu boşluğu bağımlılık nesnelerimizle tamamlamaya çalışıyoruz. İçinde tutku olmayan bir ilişki de yapışıklık halen devam ediyorsa, orada bağımlı bir ilişkiden söz edebiliriz.

Güven ve emniyeti kendi içimizde sağlayarak içten bir yakınlık arayışına girdiğimizde, yolumuz umutsuzluğa kapılmamış ve bizimle benzer bir arayış içerisinde olan kişilerle buluşuruz. Gereksinim duyduğumuz şey doyurulmaktan çıkıp, zenginleşmeye doğru evrilir. Henry David Thoreau bunu şu şekilde dile getirmiş: ‘’Dostum, sana artık gereksinim duymadığım da geleceğim. O zaman bir düşkünler eviyle değil, bir sarayla karşılaşacaksın.’

Bu Duygusal Açlık Nereden Gelir?

Çocukluğumuzda duygusal gereksinimlerimiz karşılanmamışsa ve biz de bu eksikliği gidermeye çalışmamışsak bir yetişkin gibi ilişki kurmaya hazır olmayabiliriz. Çocukluğumuzda eksikliğini çektiğimiz şeyi düzeltecek veya onun yerine geçecek bir ilişki arayışına girebiliriz.

Bize ebeveynlik edecek birini arayabiliriz. Eşimiz de ebeveynimizmiş gibi davranıp bu gereksinimimizi karşılayabilir.

Fakat böyle bir rolü üstlenen eşin de kendi çocukluğuna dair henüz çözemediği meseleleri vardır muhtemelen. Tencere kapak misali birbirleriyle eşleşmişlerdir, literatürde imago eşleşmesi olarakta geçer. Bu tür bir ilişkide eşlerin hiçbiri yetişkin gibi davranmaz.

Dahası, ebeveyn çocuk ilişkisinden hazzetmeyen Eros çiftin yatak odasını kısa sürede terk eder. 

Bu aşamada cinsel terapi desteği almaya gelen çiftlerde, ilişkiyi sarmış olan ebeveyn çocuk ilişkisi döngüsünü yetişkin yetişkine bir ilişki haline getirmeye çalışırız. Eğer bu sağlanabilirse, EROS’un tekrar ilişkiye dahil olabildiğini görüyoruz.

İlişki de Olması Beklenen nedir?

Neyse ki, güven ve emniyet duygusuna çocuklar kadar gereksinim duymayız yetişkinliğimizde. Güven ve emniyete eğer çocukluğumuzdaki kadar gereksinim duyuyorsak, bizi himayesine alıp göz kulak olan bir eşe takılıp kalabiliriz. Olgun bir ilişkide sevgilerini karşılıklı gösteren, birbirine eşit iki birey vardır. İlişkimizde güvenlik arayışında olursak ebeveyn figürüne bağımlı oluruz. Bu durum güven duyma biçimimizi etkiler. Ebeveyn çocuk ilişkisinde duyduğumuz güven, koşulsuz ve körü körünedir. Yetişkin olarak ilk önce kendi arka bahçemizde güvenliği, iç huzuru yakalamalıyız.

Bağımlılık özlemlerinin zayıflık, hastalık ya da yetersizlik ifadesi olması şart değildir. Bunlara hepimiz adayız. Karşılıksız sevginin arzumuzu artırması ilişkinin doğasında vardır. Acıyla gelen sevinç gizeminde yalnız değiliz. Kendimize şefkat beslemek ve içinde bulunduğumuz duruma utanç, pişmanlık ya da kötü niyet olmaksızın eğlenerek bakmak insanlık dramımızı mutlu bir sona ulaştıracaktır.

 

Sevgiyle kalın.

 

Uzm.Psk.Dan.Eyup SARI

EVLİLİK ve CİNSEL TERAPİST

 

Havamda Değilim ‘’Cinsel İsteksizlik’’

‘Tatlım, başım ağrıyor.’ Bu kelimeler çoğunlukla havasında olmayanlar tarafından bir bahane olarak kullanılır. Arada sırada seks havasında olmuyorsanız, bu büyük bir sorun değildir. Ama arzu eksikliğiniz devam ederse, buna bir çare bulunması gerekebilir.

Cinsel isteksizlik bazen, bir partnere karşı, bazen de genel olarak sekse karşı isteksizlik anlamına da gelebilir. Eğer partneriniz sizde cinsel istek uyandırmıyorsa ama yine de mastürbasyon yapmak ve/veya başka biriyle ilişkiye girmek istiyorsanız muhtemelen bir ilişki sorunuyla karşı karşıyasınız.

Eğer partnerinize karşı isteğinizi kaybettiyseniz, artık onunla seks yapmayı istememenizin nedenini bulmanız gerekir. Bazen bunun cevabı yalnızca seksin bir rutin haline gelmiş olmasıdır. Bu durumda cinsel hayatınıza renk katmak için biraz daha heyecana ihtiyacınız olabilir. Sorun buysa, güzel sevişme sanatının inceliklerini cinsel hayatınıza sokmalısınız. Biraz çalışmayla, siz ve partneriniz, cinsel hayatınıza yeniden renk getirmenin farklı yollarını bulabilirsiniz.

Bazı çiftler birbirlerini arzulasalar da, bunu farklı zamanlarda ya da farklı oranlarda yaşayabilirler. Bu durumlarda genel cinsel istek seviyeleri farklılık gösterebilir. Meseleyi daha iyi anlamak için Annie Hall filminden şu sahneyi anlatmak istiyorum. Annie”nin terapisti ona, Alfie’yle ne kadar sık seks yaptıklarını sorduğunda, Annie ‘’Her zaman,haftada üç kere’’ diye cevap verir. Aynı soruyu Alfie”nin terapisti sorduğundaysa, Alfie “Neredeyse hiç, haftada haftada üç kere,” diye cevaplar. Çiftler, bu soruna rağmen, her ikisini de tatmin edecek kadar zaman buluyorlarsa, birlikte kalabilirler. Seks arzusu daha yoğun olan partner, “boş geçen zamanları” telafi etmek için cinsel rutinine mastürbasyonu da ekleyebilir. Cinsel istek seviyeniz partnerinizkine uymuyorsa ne kadar sıklıkla seks yapacağınız konusunda uzlaşmak için bir cinsel terapistle çalışabilirsiniz.

Seks yada mastürbasyon yapmak için hiçbir istek duymuyorsanız, o zaman sizde bir cinsel terapist koçluğunda çalışılması gereken ‘cinsel istek bozukluğu’ olabilir. Cinsel isteğinizi kaybetmenizin nedenleri arasında şunlarda olabilir.

 

  • Hormonal dengesizlikler
  • Kendiniz ve partnerinizdeki bir hastalık ya da yaralanma
  • Antidepresan ilaçları kullanımı
  • Siz ya da partnerinizin aldatması,
  • İş ya da aileyle ilgili stres
  • İlişkinizdeki her türden iktidar meselesine duyduğunuz öfke (güç ve iktidar savaşları)
  • İlişkinizdeki ekonomik sorunlar
  • Sizin ya da partnerinizin önemli ölçüde kilo alması
  • Hamileliğin son üç ayı ya da evde bir bebeğin olması
  • Bir akrabanın ya da arkadaşın vefatı

 

Bu sorunların tümü, tıbbi ya da cinsel terapi ile çözülebilir. Eğer doktor, hormon seviyelerinizin isteğinizi azalttığını saptadıysa, ki bu durum özellikle menopoz sonrası dönemdeki kadınlarda yaygındır, durumu düzeltmeyi denemek için uzman denetiminde hormon takviyesi alınabilir ( testosteron gibi). Ayrca cinsel terapistler de, cinsel isteksizlikle başa çıkmak ve sorunun kaynağını bulmak konusunda yardım etmekte harikadırlar. Bu nedenle, bir istek bozukluğunuz varsa yardim almayı mutlaka deneyin.

Sevgiyle kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Cinsel Terapist

Ön Sevişme Tarih mi Oluyor ?

Hayatımız çok hızlı akıyor. Bazen 24 saatin yetmediğinden dahi şikayetçi olabiliyoruz. Buradan hareketle günümüzde cinsel hayatın da çok hızlı, adeta fast food tadında yaşandığını söyleyebilir miyiz?

Zaman çok hızlı. Araçlar, roketler gelişmişliğini bir nevi ne kadar hızlı olduğuyla, ne kadar zamandan tasarruf ettiğiyle  gösteriyor. Hızın bu kadar ön planda olduğu bir yaşamda, cinsellikte bundan payını alıyor elbette. Son yıllarda, duygusallıktan yoksun, hızlı başlayan hızlı yaşanan ve tüketilen cinsel ilişkilere ilgi artıyor. Bunun özellikle modern hayatın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Kadınlarda erkeklerde modern yaşamın, günlük hayatın koşuşturmasının içinde hızlı ilişkilere yönelebiliyorlar. Buna Fast Food seks deniliyor.

Amaç duygusal ihtiyaçlar değildir, tamamen cinselliktir. Bu tür ilişkilerde her iki tarafta sorumluluk almıyor, bir fedakarlıkta gerektirmiyor. Tamamen seks odaklı bir ilişki biçimi. Bu tür ilişkilere yönelen kişilerin, alt motivasyonlarına bakmaları gerekir. Neden böyle bir ilişkiye ihtiyaç duyuyorlar. Eğer bu tip ilişkiler kişiye en yüksek fiziksel ve duygusal tatmini kazandırıyorsa endişelenecek bir durum yoktur. Lakin bunun dışında bir sebepse, yalancı bir iyilik halinden başka bir şey akla getirmiyor. Unutmayalım ki; kaliteli bir cinsel yaşam, kaliteli bir beraberlikten geçer..

– Bunun nedenleri arasında tek gecelik ya  da hızla tüketilen ilişkiler yatıyor olabilir mi?

Gerek beden açısından, gerekse duygular açısından en tatmin edici ön sevişme; olgun, güvenli, her bakımdan yeterli bir ilişki çerçevesi içinde gerçekleşebilir. Böyle bir ilişkide sevişme önemli, hatta hayati rol oynar.

Eşlerin çoğu, cinsel hayatlarına çeşni katmaya çalışmazlar. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Çoğunlukla sırf ilgisizlik, bazen de gizli suçluluk duyguları ya da utangaçlık bunun nedeni; ama cinsel hayatlarının sıkıcılığı ve giderek öylesine katlanılmaz bir dereceye ulaşabilir ki, eşlerden biri ya da her ikisi evlilik dışı eğlenceler aramaya koyulabilir. Her önüne gelenle yatma alışkanlığı, hızlı tüketilen ilişkiler, bir noktada en az evlilik içi cinsel ilişkiler kadar sıkıcı olabilecek bir şeydir ama kişiye durmadan yeni ve değişik eşlerle bir arada olmak fırsatı tanıdığından, çok daha çekicidir elbet.

Gerçekten heyecan verici cinsel tecrübelerin yalnızca hızlı, tek gecelik, sadakatsizlik içerisinde bulunabileceği düşüncesi aslında bir masaldır. Cinsellik bir alışkanlıktır ve belirli bir tekdüzelik içine girerse hangi durumda olursa olsun sıkıcı olur.

– Seksi görev gibi yaşamak da bir etken mi?

Cinsel hayatlarından haz alamayan nice evli çift vardır. Zira onlar, birbirlerinin gönüllerini fethetme stratejilerini geliştirmeyi bir yana bırakmışlardır ve cinsel beraberlik, onlar için artık sadece bir görev haline gelmiştir. Bu görev yerine getirilirken, bütün süreç zaten detaylarına kadar önceden bellidir. Bu yüzden de, her şey monoton ve can sıkıcı bir tekrardan ibaret olmaktadır. Gideceğimiz yer belli, yolda aynı yol ise bir an önce varmak isteriz.

Sonucu önceden belli olan bir futbol oyunun, insana ne kadar heyecan verebileceğini siz düşünün.

Cinsellikte, bir noktadan itibaren, beraberliğin ne şekilde devam edeceği artık bellidir. Bu nedenle, bu süreci renklendirecek değişiklikler yaratabilme yeteneğine sahip olmak gerekir.

İnsanların çoğu cinselliği, beraberliklerinden daha fazla haz alabilmek için, birbirlerine daha fazla zaman ayırma ve fırsat tanıma olayı olarak görmek yerine, sadece birkaç dakikalık basit bir oyun olarak değerlendirme eğilimindedirler. Gelin görün ki bu şekilde olmamalıdır, işlevsel bir cinsel hayatın sürekliliği için bu bir hatadır.

Tabii ki bütün bu olay, şöyle de gelişebilir. Eşinize doğrudan doğruya ‘’ hoşuma gidiyorsun ve seni istiyorum’’ teklifini götürebilirsiniz, o da bunu onaylarsa, her şey yoluna girmiş olur. Tamamen veya kısmen soyunur ve birlikte yatarsınız. En kısa zamanda da(tatmin olur ya da olmazsınız) süreç biter.

Bu şekilde oluşan bir cinsel eylemin zevk verebileceğini de inkar etmiyorum. Fakat evli bir çifte bu tür bir beraberlik 100. defadan sonra acaba hala zevk verecek midir? Taraflardan hiçbiri kendi kendisine: ‘’Hepsi bundan mı ibaret, bundan başka beklentilerim olamaz mı ?’’diye sormayacak mıdır ?

– Kültür ürünlerinde örneğin dizi, film ve kitaplarda da geçmişte karşılıklı tatminin alındığı, uzun ön sevişmelerin olduğu cinsellik konu edilirken, son dönemde daha hızlı ve adeta mekanikleşmiş cinsellik öne çıkıyor. Buradan ön sevişmenin tarihin tozlu sayfaları arasında kaldığını söyleyebilir miyiz?

Tüm bunlardan nasibini ön sevişme de alıyor tabii ki. Ön sevişme bir serüvendir lakin serüven ile bencil bir zevk arayışını birbirinden ayırmak gerekir. Serüven demek, kendimizi eşimizle paylaşmanın yollarını aramak demektir. Ama içinde yaşadığımız kültür böyle bir serüven anlayışını güçleştirmektedir. Cinsel uyarılara karşı bizi körleten, ekranlardaki bitip tükenmez duygudan yoksun cinsellik satışınında etkenleri vardır.

Kitle haberleşme araçlarını saran cinselliği uyarıcı etkenlerin yanı sıra, çağdaş dünyanın bir çok koşulları gürültü, baskı, hızlı yaşama zorunluluğu vb. cinselliği uyuşturucu, ,körletici niteliktedir. Ve bunlar uyarıcılara duygusal karşılık verme yeteneğimizi yok etmektedir. Serüven demek yalnızca sevişme biçimlerini çeşitlendirmek değil, içimizde sevişme isteği uyandıracak şeyleri arayıp bulmaktır. Belki çok karamsar bir görüş olacak ama bu gidişle yakın gelecekte insanlar görme, dokunma, koku alma duygularına seslenen uyarıcılara ilgisiz kalacak yalnızca afrodizyaklar yardımıyla cinsel birleşme de bulunmak isteyeceklerdir.

Cinsel zevklerimizi doğal çerçeve içinde korumanın tek yolu, teknolojik çevre koşullarının etkilerine karşı kendi serüven anlayışımızı geliştirmek olacaktır.

– Tanımlamak gerekirse, ön sevişme nedir? Kadın ve erkek açısından nasıl bir öneme sahip?

Ön sevişme aslında partnerinizi ve kendinizi sekse hazırlamaktır. Seks öncesinde saatler sürebilen cinsel gerilim ve romantizm dahil olmak üzere, sizi sekse götüren her şeyi içerir.

Öğütlenecek kesin kitap ve teknikleri yoktur. Erkeğin, eşinin bedeninden zevk alması kadın için en büyük uyarıdır; sevişirken kadının kapıldığı heyecanda erkeği en çok uyaran şeydir. Dokunmak, öpmek, okşamak kadının isteğini arttırırken, erkeğe de derin bir zevk ve haz verir. Erkek kadının bedenini tanıdıkça, ona en çok nelerden zevk verdiğini öğrendikçe, cinsel birleşme bir serüven halini, iki kişi arasında gittikçe gelişen bir yakınlaşma halini alır.

Ön sevişme her seferinde eşi yeniden, ağır ağır baştan çıkarmak demektir. Erkeğin kadını her an el altında olan, her istenildiğinde sevişmeye hazır bir varlık olarak görmesi çok kötü sonuçlara yol açabilir. Kadın yatakta her seferinde yeniden baştan çıkarılıp yeniden kazanılmak ister. Erkek ona yaklaşırken kendisine olan sevgisini kanıtlamak istediğini, yalnızca cinsel ihtiyacını gidermek için cinsellik yaşamadığını belli etmelidir. Ön sevişmeye verdiği önem ve özenle de partnerine bunu hissettirebilir.

– Sevişmeye geçiş, özellikle de vajinanın hazırlanması olarak nitelendirilebilir mi?

Direk onu diyemeyiz. Bazı kadınlar kolayca uyarılır, hemen birleşmeye geçmek isterler; bazı kadınlar ise bazen beklenmedik bir anda çabucak, belki de biraz sertlikle elde edilmekten hoşlanırlar. Ama genellikle her kadın yumuşak öpücüklerden, bedenin uyarı bölgelerinin hafif hafif okşanmasından zevk alır.

Kadının cinsel tatmine ulaşması, bir çok erkeğin sandığı gibi kendi cinsel performanslarının sonucu değil, kadının cinsel birleşme başlamadan yeterince uyarılmasının, cinsel isteğinin iyice kamçılanmasının sonucudur.

Kadının cinsel isteğinin uyanması, erkeğinkinden daha uzun bir süreyi gerektirdiğinden, erkeği kabule hazır olabilmesi için ön sevişme kesinlikle gereklidir. Ön sevişme sırasındaki aşk oyunlarının her iki eş içinde zevkli, neşeli, cilveli yanı bir çok kişinin çok hoşuna gider. Fakat fazla ciddiye alındı mı, orgazma ulaşmak için yapılan bir çeşit talim halini alır ve birleşmenin zevkini arttıran içten gelme özelliği yani doğallığı ortadan kalkar.

– Çiftlerin gün içinde cinselliği çağrıştıran konuşmalar yapması, birbirilerine erotik mesajlar göndermesi de günümüzün ön sevişme tanımına girebilir mi?

Kesinlikle girer. Fakat genel olarak kısmen doğru olan birtakım bilgilerle birlikte alışkanlıklarımız bizi sınırlar. Klitorisi uyarmak, orgazma giden yolda gerekliliktir. Cinsel birleşme öncesi, aşk oyunlarında son derece önemli bir rolü vardır. Özetle, cinsel birleşme öncesinde klitorisin uyarılması, kadının genital bölgesine dalga dalga zevkli heyecan duyguları yayar ve kadında daha fazla iştah uyandırır.

Şunu unutmayın ki cinsel zevk, cinsel heyecan, cinsel istek duygularının uyanıp alevlenmesi yalnızca bedensel bir olay değildir. Bir müzik parçası, bir manzara, bir koku, birkaç aşk ve sevgi sözü, bir resim, hatta bir rüya kişiyi cinsel yönden tahrik edebilir. Hatta sevilen kişinin düşüncesi bile kimi zaman bu yönden yeterlidir.

Demek istiyorum ki birçok erkek; kadın, klitorisin dıştan tahrikiyle kolayca uyanıp orgazm oluyor diye bu yönteme saplanıp kalırlar. Zamanla kadın da bunu cinsel doyumun değişmez koşulu olarak benimser. Eşler cinsel yaşantılarını klitorisle sınırlamışlardır.

İşte bu yüzden yeni evli erkek, klitoris tuzağından kaçınmalı, karısının doyumunu salt klitoral orgazmla sınırlamayıp onu daha dengeli, daha geniş kapsamlı bir cinselliğe doğru yöneltmelidir. Yoksa zamanla kadının bu yönden tatmin edilmesi bir tür mastürbasyona dönüşür. Erkek bu “görevi” yerine getirmekle birlikte giderek bu işi angarya gibi görüp sinirlenmeye, sıkılmaya başlar. Kadın için de artık penisin penetrasyonu ve cinsel birleşme, salt erkeğin doyumunu sağlayan, kendisini pek ilgilendirmeyen bir eylem olup çıkar. Cinsel “birleşmenin” yalnızca adı kalmıştır!

– Ön sevişmenin atlanmasının taraflardan biri tarafından hoş karşılanmadığını varsayarsak, bu tür bir cinsel birliktelik nasıl sonuçlanır?

Erken boşalma sorunu yaşayan erkek danışanlarımın eşleri aklıma geldi bu sorunuzda. Klinik deneyimlerim de gördüğüm, yaşanan süreç sonrasında kadında genelde cinsel isteksizlik ve cinsel yakınmalar olur.

Erkek için de en ufak bir uyarılma boşalmaya yaklaştırdından, ön sevişme yapmayarak tahrik olma duygusunu önlemeye çalışır. Ve kadının da cinsel olarak uyarılması, ıslanması için belli bir süre ön sevişmeye ihtiyacı vardır. Bu olmayınca, direk cinsel ilişkiye geçilince ağrılı, acılı bir cinsel birleşme olur. Bu belli bir süre sonra kadında, değersizlik, önemsenmeme duygularıyla birlikte sanki kullanılıyormuş düşüncesi zihninde dolanır durur. Bu durum devam ederse, cinsel sorun beraberinde ilişki sorunlarını da doğurur.

– Bu süreci yaşamak karşılıklı çekim sonucu mu olur? Yani koltukta film izlerken bir anda başlar mı? Yoksa yatak odasına zaten sevişmek için giden bir çift öncesinde usuldendir düşüncesiyle ön sevişme sürecini yaşamak mı ister?

Cinsel istek bazen sebep, bazen de sonuçtur.  Örneğin; belli bir gün vardır cinselliğiniz için, ön sevişmeye başlarsınız, eşinize dokunmakla birlikte cinsel isteğiniz gelir. Ya da tam tersi film izlerken, kitap okurken vs. uyarılırsınız, ilk önce cinsel isteğiniz gelir, daha sonra da sevişirsiniz.

Bu ayrıca, her ilişkinin kendi iç dinamiğine göre de değişir. Mesela her Cuma gecesi, yatağa girdikten 10 dakika sonra, hep aynı aşk oyunlarını, hep aynı sevişme pozisyonunu tekrarlayarak cinsel birleşme de bulunmak, her Cuma akşamı saat 8:00’de kızarmış patatesle, orta karar pişmiş bir bifteği aynı tabakta yemek kadar sıkıcı olabilir. Tekdüze kalıplar gereğinden fazla kesin ve kaçınılmaz olmamalıdır.

– Son olarak, gözlemlerinize göre Türk insanı ön sevişmeyi biliyor mu?

Danışanlarımdan gözlemlerim, Türk insanının ön sevişmeye gerekli özen ve önemi vermediği yönünde. Ön sevişmeye ayrılan süre olarak 2-5 dakika arası süreler duyduğum oldu. Bu zaman aralığı, çiftlerin birbirlerine duygusal olarak yakınlaşma fırsatı veremeyecekleri bir süre, hal böyle olunca yetersiz ön sevişme ile birlikte orgazm sorunları da ortaya çıkmaktadır.

– Eklemek istedikleriniz var mı?

Cinsellik özeldir, cinsel birleşme özeldir, penis vajina da özel şeylerdir. Fakat devamlı odakta olduklarında, devamlı onlar kullanıldığında belli bir süre sonra özel olmaktan  çıkar ve sorun çıkartmaya başlarlar. Cinselliği sanata çevirmek ve duygularımızı da işin içine katarak, birlikteliğimizi renkli tutmak doyumlu ve istikrarlı bir cinsellik için olmazsa olmazdır.

 

Sevgiyle kalın…

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

PSİKOTERAPİST

Depresyon ve Cinsel İsteksizilik İlişkisi

” Tavuk mu yumurtadan çıkar yumurta mı tavuktan? ” sorusu kadar içinden çıkılmaz bir konuda; ‘’Depresyon cinsel işlev bozukluğu yapabilir, cinsel işlev bozukluğu da depresyona neden olabilir!’’ bilimsel gerçeğidir. Her yıl milyonlarca insan depresyona girmekte ve hepsinin de cinsel hayatı olumsuz şekilde etkilenmektedir. Mutsuzluk, sinirlilik, suçluluk duygusu veya umutsuzluk, önceleri zevk alınan şeylerden artık zevk alamama ve ilgisizlik, kilo, iştah ve uyku düzeninde değişiklik, konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık ve kararsızlık, bitkinlik veya enerji kaybı, huzursuzluk veya fiziksel etkinliklerde azalma, tıbbi açıklaması olmayan fiziksel ağrılar, ölüm veya intihar düşünceleri gibi depresyon belirtilerine, cinselliğe karşı ilgisizlik veya cinsellikten zevk alamama genellikle eklenir. Her ferdin ve her vakanın birbirinden farklı olduğu depresyonda: diğer eşin sabırlı ve anlayışlı olması, eşine yardım etmesi ve ona her konuda cesaret vermesi tedavi sürecini kısaltacaktır. Depresyon konusunda bir başka problem ise; depresyon tedavisinde kullandığımız ilaçlardır. Bu ilaçların birçoğu, maalesef, bir yan etki olarak sertleşmede azalma, istekte azalma ve orgazm yoğunluğunda düşme gibi cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle depresyonda zaten var olan cinsel sorunlar, kullanılan ilaçlarla daha da artmaktadır. Ancak şu gerçeği de vurgulayalım; depresyon düzeldikten sonra cinsel sorunlar da ortadan kalkmaktadır.

RUHUNUZA KIŞI YAŞATMAYIN

Ruhu ısıtan ve insana pozitif enerji yükleyerek yüzünü güldüren güneş ışınlarının yokluğu nedeniyle, insanlar da mevsimsel depresiflik belirmeye başladı bile. Kış mevsiminde günlerin kısalması, güneş ışınlarının azalması ve insanların zorunlu olarak kapalı ortamlarda kalması insan psikolojisi üzerinde negatif etki bırakıyor. Özellikle kadınları etkisi altına alan kış depresyonu sonucu dinlenemeyen, uykusunu alamayan, kendini karamsar hisseden kadınların cinsel isteği zamanla azalabiliyor.

DEPRESYON VE CİNSEL İSTEKSİZLİK BİRBİRİNİ TETİKLİYOR…

Kış depresyonu ile birlikte gelişen cinsel istek azalması uyarılma ve orgazm sorunlarını da beraberinde getirebiliyor. Kadın partneriyle cinsel birleşme yaşasa bile zevk alamamaktan şikâyet edebiliyor. Bu durumda kadın, kendi yetersizliğinden kaynaklanan bir problem olduğu düşüncesiyle daha çok depresyona giriyor. Dolayısıyla, depresyon cinsel sorunlara yol açabilirken, cinsel sorunlarda kadının içinde bulunduğu depresif hali ağırlaştırabiliyor. Kış ayının verdiği karamsarlık nedeniyle mutsuz olan kadın, daha önce var olmayan cinsel sorunların ortaya çıkması nedeniyle cinsel hayatının sona erdiğini düşünerek depresyonu çok daha ağır derecede geçirebiliyor. Bu tür vakalarda cinsel isteksizlik nedeniyle başaramama korkusu yani performans anksiyetesi yaşayan kadın, depresyon tedavi edilmesine rağmen cinsel işlev bozukluğu yaşamaya devam edebiliyor.

KIŞ DEPRESYONU BULAŞICIDIR!

Yapılan araştırmalar sonucunda, özellikle ailelerde ve birlikte çiftlerde depresyonun bulaşıcı olasılığının olma daha fazla olduğu tespit edildi. Eşlerden birinin kış depresyonuna yakalanmasa gerek iletişim yönünden gerekse cinsel yaşamda gelişen aksaklıklardan dolayı tüm aileyi etkileyebiliyor. Bu durumda partnerin sabırlı, anlayışlı ve yönlendirici olması gerekiyor. Eşine yardım eden erkek ona verdiği cesaretle partnerini ciddi sonuçlar oluşturabilecek bir durumdan kurtarabilir.

BÜYÜK YANLIŞ: iLAÇ KULLANIMI

Kış depresyonuna yakalanan kişinin, özellikle kadın partnerin, duygusal olarak aileden ve cinsellikten uzaklaşmasını engelleyebilmek için erkeğe büyük bir görevler düşüyor. Erkek partnerine ne kadar ilgili alakalı ve anlayışlı davranırsa kış depresyonu illeti o kadar kolay bitiyor. Bunun dışında olabildiğince güneşe çıkılmalı, kişi yüzünü ve sırtını sıcağa ve güneşe vermeli, rahatlamak için doğal yağlarla vücuduna masaj yapmalı, bol bol temiz hava almalı, spor yapılmalı, arkadaşlarıyla ya da partneriyle moral verici aktiviteler yapmalı, hafif müzik dinlenmeli, bol bol gülmeli protein ve omega-3 içerikli besinler alınmalıdır. Kış depresyonu ile baş edebilmek adına alınan ilaçlar duygusal etkileşimin ve cinsel yaşamın bir numaralı düşmanıdır. Bu nedenle hekim tavsiyesi olmadan depresyon ilaçları kullanılmamalıdır. Ayrıca günümüzde depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların pek çoğu yan etki olarak cinsel isteksizliğe ve cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açmaktadır. Erkeklerde sertleşme probleminin nedenleri arasında en başta gelen depresyon ilaçları erkek ve kadında cinsel istekte azalma, orgazm yoğunluğunda düşme ve duygusal çakışmalara neden olmaktadır. Size önerdiklerimin haricinde cinsel isteksizlik tedavisi ile başa çıkmanın en hızlı ve kolay yolu bir cinsel terapistten yardım almaktır.

 

Sevgiyle Kalın..

 

Uzm.Psk.Danışman.Eyüp SARI

Cinsel Terapist

 

Kaynakça:

-Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı – Cem KEÇE