Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Romantik İlişki de Ne Ararız? Çift Olabilmek..

”… bir kadın ve erkek, birbirlerini çocukluktan itibaren tanıyabilirler, çok iyi arkadaş olabilirler, sevgili olabilirler hatta evlenebilirler ama yine de ”çift” olamayabilirler..” Otto F. KERNBERG

Yukarıdaki paylaşımdan da anlaşılacağı üzere, yetişkin yetişkine çift olabilmenin önemine işaret ediyor Kernberg.

Bir erkek romantik ilişkide, bilinçdışı olarak “ideal anne”yi; yani hem anne ile kurulan ilişkinin bir benzeri olarak duyarlı, şefkatli hem de cinsel arzuların doyum nesnesi olmasına izin veren kadını aramaktadır. Benzer bir şekilde kadın da, bilinçdışı olarak hem “baba figürü”nü temsil eden, hem de cinselliğini açabileceği, ensest olmayan erkeği aramaktadır. Buradaki dengeyi sağlamak çok önemlidir. Bazı ilişkilerde bu problem oluşturur, aşırı veya kıt şeklinde görülür. Tamamen ebeveyn çocuk ilişkisi yada merhametten yoksun bir cinsellik şeklinde vücut bulur.

Geçmiş çocukluk yaşantılarının çözümlenemediği, kendisine ve ilişki yaşayacağı bir ötekine dair temsillerin sağlıklı bir şekilde gelişemediği bireylerde ise; romantik ilişki bir tür geçmiş aile çatışmalarının yeniden sahnelendiği bir alan yaratmaktadır. Yani patolojik ebeveyn ilişkileri olan bireyler, bu patolojik örüntüyü romantik ilişkilerinde de sürdürme eğiliminde olmakta ve her bir eş, yansıtmacı özdeşleşim yoluyla diğer eşte geçmiş ebeveyn rollerini canlandırmaktadır. Böylece kök ailesindeki çatışmanın bir benzeri şu an ki ilişkinin ana dinamiğini oluşturmaktadır.

Örneğin; fobik bir adam, eşinin mazoşist karakter yapısını bağımlı bir ilişki kurmak için kullanabilir. Bu şekilde adam, eşinin varlığıyla çocuklukta olmasını arzu ettiği ideal annesini, ilişkide yaşatarak kaygısını azaltmakta, kadın ise çocukken engellenmiş bağımlılık ihtiyacını eşine yansıtarak bağımlı bir ilişkiye imkân veren bir rol üstlenmektedir.

Bu tür danışıklı rol-canlandırma düzenlemeleri, her iki eşin de karşılıklı olarak bu iç içe geçmiş bağımlı ilişkiden tatmin oldukları sürece işlevini sürdürmektedir. Cinsel terapi ‘ye ben/biz cinsel isteksizlik yaşıyoruz diye gelirler. Tutku yoktur, şefkat vardır. Çünkü ilişkileri tıpkı ebeveyn-çocuk ilişkisine benzerdir. Yada tam aksidir, müthiş arzu, şehvet vardır ama zarar verici bir ilişkidir; şiddet, sevgi yoksunluğu vs. görülür.

Sevgiyle Kalın..

 

Psikoterapist Eyüp SARI

 

Kaynakça: Hejan Epözdemir- ..Nesne İlişkileri Çift Terapisi Modeli Çerçevesinde Bir İnceleme Tez Çalışması

Arzulanmaya ve Sevilmeye Dair

Arzu ile sevgiyi birbirine karıştırmaktan vazgeçmeliyiz. Bir şeyi sevmemiz için onun ne olduğunu bilmemiz gerekir. Arzu da ise durum tam tersidir.

Arzu’yu çoğu kez cinsel arzunun ötesinde bir anlamda düşünmüyoruz. Oysa arzu, aynı zamanda ve her zaman bilme arzusudur da. O yüzden arzulanacak olan kişi, en azından bir yanıyla karanlık ve belirsiz olmak zorundadır. Aydınlık ve belirli bir şeyi ne diye arzulayalım ki? Onu zaten biliyoruz.

Mutlak tanışıklık, bilinecek bir şeyin kalmadığı hissi, merakın sona ermesi, aşkın ölümüdür. Yalın karanlık, bilginin mutlak yokluğu ise aşkın hiç başlamamasına yol açar. Arzu vardır ama o arzudan aşk doğmaz, doğsa doğsa ölümcül, yıkıma giden bir tutku/saplantı doğar.

Arzu, tatmin edilmiş olduğu yanılsaması uyanıncaya kadar sürer çünkü o da biter ve henüz “vermemiş olan” başka birine yönelir. Biz ise bizi arzulayacak başka birini aramak zorunda kalırız. Zahmetli bir iş vesselam. O yüzden “gösterip de vermemek” sanıldığı kadar habis bir tutum değil. Göründüğünden çok daha masum, çok daha saf. Olmayacak bir şeyin peşinden koşmanın ifadesi yalnızca: Verince artık arzulanmayacağız, öyleyse “vermeyelim” ki arzu sonsuza kadar sürsün. Gayette mantıklı gibi duruyor bu açıdan.

Kuşkusuz bütün bu faaliyetler, “dostlar alışverişte görsün”den fazla bir şey değil. Çünkü bir şey kaybetmiyoruz ama kazanmıyoruz da. Vermiyoruz ama almıyoruz da.

Yumurtayı kırmadan omlet yapıyoruz gerçi ama o omletin yenilecek bir hali yok.

Bize âşık olup da adımıza nameler düzen adam, evlilikten diyelim 1 yıl sonra, televizyonun karşısında pijamasıyla oturup bizden hizmet beklemeye (ve hizmetten gayri hiçbir şey beklememeye) başladığında; ya da arzuladığımız kişiyi bir kez “elde ettikten” sonra, sevişme vakti her yaklaştığında “dayanılmaz baş ağrıları çekmeye” başladığımızda, ne arzulayan kalıyor ortada, ne de arzulanan. İki durumda da kişinin hayali arzulayan ve arzulanan kişi olmaktı. Bir kez gerçek olduğunda, yani gerçek bir “öteki”de sabitlendiğinde, önemini, değerini kaybetti.

Çünkü arzu, somut bir hedefe yönelik somut bir duygu değil; öyleymiş gibi yapıyor yalnızca.

Arzulanan kişi olarak kalmak en büyük arzumuzsa eğer; kendimizi gizleyerek, vermeyerek, mistik bir perdenin ardına saklanarak, aralıksız yalan söyleyerek bu mertebeye ulaşabilir, onu koruyabiliriz. Ama hiç kimse bizi kelimenin gerçek anlamıyla sevmeyecektir.

Eğer sevilmeye çok ama çok ihtiyacımız varsa; sevilmeden yapamıyorsak, kendimizi bir cam gibi şeffaflaştırıp ortalık yere dökeceğiz demektir. O zaman sevilebilir ve sevimli olabiliriz. Ancak bu durumda da bizi arzulayacak bir Allah’ın kulu çıkmayacaktır muhtemelen.

Bu iki durumda da sorun, kendimizi yalnızca sevilen ya da arzulanan olmak istiyoruz. Oysa arzulayan, seven, tercihen ikisini birden yapan kişiler olmak gibi bir seçeneğin olduğunu da akıldan çıkarmamalı. Bunu becerebildiğimizde ise, (kelimenin her iki anlamında da) bilen özneler olma şansımız doğabilir.

 

Sevgiyle Kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

 

Kaynakça:

  • Bir Şeyler Eksik-Bülent SOMAY
  • Tek Yatakta İki Kişi-Jean Claude Kaufmann

Cinsel İsteksizlik ve Yakınlık Korkusu İlişkisi

Cinsel isteksizlik olarak vücut bulur ama mesele genelde ‘Ayrışma-Bireyleşme‘ meselesidir. Partnerde neden kaçınma isteği doğurduğu sorusu, merak konusudur. Cinsel isteksizliğe yol açan acaba ne olabilir?

İki yetişkin insan arasındaki cinsel yakınlık, ilişkilerinin ilk döneminde doyurucu olmuş olsa da aralarında bir kaynaşmaya işaret eden unsurların ortaya çıkmasıyla birlikte sanki bir şey yitirmiş gibi olunur. Bu kaynaşma, çifti psişik olarak geriletmiş ve karşıdakinin varlığını bilinç dışı ‘nda silip yok etmiştir. Bir anlamda karşı tarafta sevişeceği biri kalmamıştır.

Cinselliğin, paradoksal olarak yol açtığı kaynaşma durumu; iletişime ve bağ kurmaya, bağlanmaya dayanmaktansa mastürbasyon benzeri bir nitelik taşır, tat vermez ve sonunda cinsel isteksizliğe yol açar.

İkisinin nasıl kaynaşıp tek kişiye dönüştükleri hakkında hiç bir fikirleri yoktur. Tek kişinin istekleri ihtiyaçları vardır, birinin diğerine yapıştığı, bağımlı olduğu bir hal alır. Birisi depresif, melankolik diğeri bunalmış, vicdan muhasebesi içindedir. ‘Ne olursun ayrılmayalım.’ , ‘Onu üzmeden nasıl ayrılabilirim.’ gibi cümleler duyulur. Yani yetişkin yetişkine ilişki kaybolmuştur aradaki ve yeniden ayrı iki kişi olabilmek için neler yapabileceklerine dışarıdan bakan üçüncü birine ihtiyaçları vardır. Bu da genelde psikoterapist olur. Lakin salt cinsellik gözlüğüyle bir bakış, sorunu daha da içinden çıkılmaz bir hale sokacaktır.

Sevgiyle Kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Cinsel Terapist

Kadın Karşısında Başarısız Olma Korkusu, Erkekte Neyi Tetikler ?

Cinsel işlev bozuklukları için, yardım almak isteyen erkeklerin çoğunluğu bekârdır. Bir kadınla karşılaşınca “sertleşemiyorum’’ diye yakınan genç bekâr erkekler, genellikle ilk cinsel deneyimlerini genelevi kadınlarıyla gerçekleştirme girişiminde bulunmuşlardır.

Cinsel eğitimsizlik, toplumsal değerlendirmeler ve başka nedenlerle ilk deneyimlerinde başarısız olan bu erkekler genelde, ‘’ben öldüm, mahvoldum, artık erkek değilim’’ anlamına gelen bir ruhsal tedirginlik gösterirler.

Büyük bir bölümü de ruhsal çöküntüye uğrayıp yıkılıyor. Övündüğü o penisi artık söz dinlemiyordur, haliyle bir yıkım oluyor tabii.

Çünkü cinsel ilişkilerde, kadınla birliktelikte erkekçe davranışın kanıtlanması yalnızca sertleşen bir penisle mümkün görülmektedir. Erkeklik organının sertleşmesi ve bunun bir süre devam ettirilmesinin ‘erkekliğin’ gücü olarak algılanması yaygın bir eğilimdir. Dolayısıyla kadın karşısında başarısız olma korkusu, erkekte ereksiyon sorunlarını tetikleyebiliyor. Kadınlar için de cinsel ilişki sırasında erkekten beklenenlerin başında onları cinsel doyuma ulaştıran ve sertliğini erken yitirmeyen penis gelmektedir. Çünkü çoğu cinsel yakınma, ‘işini bitirince kocam sırtını dönüp uyuyor’ biçiminde, erkeğin karısından önce boşalmasından ( erken boşalma ) ve penis sertliğinin kaybolmasından ( empotans ) kaynaklanmaktadır.

Her iki cins için bu anlamda önemli olan penis sertliği, korunmak istenen, sürdürülmek istenen bir erkeklik gücü olarak algılandıkça, bunu yitirme korkusu erkekte daha da artıyor ister istemez. Görüşüme göre,

Freud’un ortaya koyduğu ‘hadım edilme korkusu’ nun kökeninde, erkeğin kadın karşısında penis sertliğini yitirmenin ve kadını cinsel doyuma ulaştıramamanın doğurduğu kaygı yatmaktadır.

Bu kaygı da, ‘erkekliğimi kanıtlayamayacağım’ korkusundan ileri gelmektedir. Burada erkeğin sertleşemezken hissettiği kaygı, çocukken ki bilinçdışı hadım edilecek miyim kaygısıyla eşdeğerdir.

Yukarıda bahsettiğim, kişinin kendine ait sorunlu değer yargıları ve benlik sayısı sertleşme sorunlarının nihai sebebidir. Empotans tedavisi de, kişinin bu yanlış inanışlarının giderilmesi ve kendilik değerinin organizasyonu üzerine, eş terapisi formatında yapılmaktadır. Sertleşme sorunu yaşayan kişinin partneri önemli bir konuma sahiptir, cinsel terapi sürecinde.

Kadınlar erkeklere göre inanılmaz derecede güçlüler. Güçten kastım erkekler üzerindeki o sihirli etkilerinden. Erkeklerin, duygusal anlamda hayatlarına devam edebilmeleri için kadınlara ihtiyacı var.

‘’Kadınlık  sanatı, erkeğe kastrasyon korkusu yaşatmadan var olabilme ve yönetme sanatıdır.’’

Onların onayı, desteği ve cesaretlendirmeleri kendilerinden emin yaşamalarını sağlıyor. Kadınların ilgisi ve sağladıkları rahatlık, yaşamlarındaki erkeklerin güvende olduklarını ve destek aldıklarını hissetmelerine yardım eder. Tam tersi durumlarda ise erkekte cinsel sorunlar ortaya çıkıyor. Terapilerde yapmaya çalıştığımız şey, erkeğin ihtiyaçlarını ve hissettiği yetersizlik duygusunu dile getirmesi, kadının da bir dans gibi erkeğe eşlik ederek. Onu olduğu gibi kabul ettiğini, taleplerini partnerine herhangi bir başarısızlık duygusunu hissettirmeden söylemesi ve davranmasıdır.

Sevgiyle kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Cinsel Terapist

Erkekte Sertleşme Bozukluğu

Empotans, erektil disfonksiyon olarakta literatürde kullanılır. Yaklaşık iki üç ayı aşkın bir süre cinsellikle ilgili arzu duyulması rağmen ilişkiye girmek için yeterince sertleşme elde edilmemesi durumuna ''sertleşme bozukluğu" adı verilir. Yani hayatınızın belirli bir döneminde 1-2 kez başarısız olduysanız, bu sertleşme sorunu demek değildir. Ancak bu durum ısrarcı ve düzelmeyen bir şekilde devam ederse o zaman gerçek bir sertleşme probleminden bahsedilir.

"Sertleşme bozukluğu'' basit olarak cinsel terapistlerin, cinsel performans için yeterli olan sertleşme seviyesini sağlayamama ve/veya bu sertliği koruyamama durumu için kullandıkları klinik bir terimdir.

Bu belirtilere dikkat!

Aşağıdaki durumları yaşayan her erkek sertleşme fonksiyonunda bir değişim meydana geldiğini anlayabilir:

  • Cinsel birleşme için gerekli şekilde sertleşme sağlayamamak.
  • Sertlik halini ilişki boyunca sürdürememek.
  • Sertleşme kalitesinde eskisine oranla azalma olması.
  • Yeterli sertliğe ulaşamama veya sertliği devam ettirememe korkusu.

Sertleşme sorunun da tedavinin ilk adımı doğru tanı koymaktır. Sertleşme probleminin altında yatan ana faktör bulunmaz ise uygulanan yöntemler başarısızlıkla sonuçlanır. Sertleşmeme tedavisinde cinsel terapi desteğinde ayrıntılı cinsel öykü alınıp, kişiye özel formülasyon oluşturulur. Bir kader değildir, tedavi edilebilen bir cinsel işlev bozukluğudur.

 

 

0 (544) 840 0758

Cinsel terapi ile ilgili ön görüşme gerçekleştirebilir ve randevu talep edebilirsiniz.

Erken Boşalma Tedavisi

Erken boşalma, genellikle eşin cinsel doyuma ulaşmasından önce oluşan ejakülasyon olarak tanımlanabilir. İlk kez ilişkiye giren genç erkeklerde sık görülür. Sorunun hafif yaşandığı durumlarda en iyi ölçüt cinsel birleşmenin her iki eş için tatmin edici olup olmadığının sorgulanmasıdır. Erken boşalma genellikle birincil bir sorundur. Erken boşalma, gerginlik, stres ve seyrek cinsel ilişki sonucu geçici ve ikincil bir sorun olarak da ortaya çıkabilir.

Erken boşalan erkekler de ve yanı sıra partnerlerinde çeşitli psiko-sosyal sorunlar da görülebilir. Bu psiko-sosyal sorunlar cinsel işlev bozukluğunda kimi zaman sebep kimi zaman da sonuç olarak karşımıza çıkar.

Cinsel yaşamdaki aksaklıklar çiftler arasında sürtüşmelere ve ilişkilerin bozulmasına yol açabilir. Erken boşalma tedavisi için başvuran çiftlerde ayrıntılı cinsel öykü sonucunda psikoterapi ve cinsel terapi uygulanması gerekebilir. Erken boşalma Psikolog desteği, erken boşalma doktoru, erken boşalma terapisti desteği probleminin tanımlanması ve çözümünde yardımcı olmasının yanı sıra danışana ve partnere sorunla baş edebilmede katkı sağlaması açısından çok önemlidir.

Cinsel aktiviteyi başlatma, sürdürme ve doyumla sonlandırmaya engel olan her türlü sorunda mutlaka çekinmeden bu konuda uzman kişilere başvurulmalı, doğru ve ayrıntılı bilgi alınarak gerekirse erken boşalmanın tedavisi 'ne başlanmalıdır.

Bir kader değildir, tedavi edilebilen bir durumdur. Erken boşalıyorum hangi doktora gitmeliyim diye düşünüyorsanız, Bakırköy Cinsel Terapi Merkezi 'mizde erken boşalma (prematür ejekülasyon) üzerine cinsel terapist desteği verilmektedir. Bu konuda randevu alarak ilk adımı atabilirsiniz.

0 (544) 840 0758

Cinsel terapi ile ilgili ön görüşme gerçekleştirebilir ve randevu talep edebilirsiniz.