Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Evlilikte Gerçek Sevgi Uğruna Ne Gerekir ?

Beklentiler, kadın ve erkeklerin duygusal ve psikolojik kapasitelerini aştığında evlilik stresi ve hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Bunlara adapte olamama, kişisel ve seksüel tatmin eksiği gibi yeni nedenlerle boşanmalarda giderek artış görülüyor.

Evlilik ve ailenin, eşlerin cinsel ve kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmesinin yanı sıra arkadaşlık, romantik aşk, koruma, sırdaşlık ve duygusal destek sağlayarak toplum desteğinin çökmesini ve sosyal yabancılaşmayı da tamamen telafi etmesi bekleniyordu ve sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi bireysel olarak da eşlerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri isteniyordu. Uzun bir liste!

Halihazırdaki yüksek boşanma oranları, çiftlerin basitçe kendilerinden istenilenlerin hepsini yerine getiremediklerini gösterir.

Ödevler çok yorucudur. Çiftlerin evliliklerinin ilk birkaç yılının ardından duygusal banka hesaplarının boşalmasına ve birey olarak kendilerini tükenmiş hissetmelerine şaşmamak gerekir.

Evlilikte Eşlerin rolü Ne olmalı ?

Tenis maçlarında, tekler arasındaki her oyuncu kazanmayı, dolayısıyla karşısındakinin kaybetmesini ister. Benzer şekilde karşı taraf da kazananın kendisi, kaybedenin diğer taraf olmasını ister. İki taraf da karşısındakinin zaaflarına ve bunlardan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya odaklanır. Oyunculardan biri hızlı koşmakta zorlanıyorsa, rakibi bundan faydalanmak için topu mutlaka en uzak noktalara atamaya çalışacaktır. Oyunculardan biri backhand vuruşlarda sıkıntı yaşıyorsa, diğeri topu onu bu tür vuruşlar yapmaya zorlayacak şekilde atmaya çalışacaktır. Oyuncuların arasındaki file gerçekten de aralarındaki ayrılığı simgeler.

Oysa aynı oyuncular çiftler arasındaki bir karşılaşmada eş olsalar, birbirlerinin zaaflarını yine görürler ancak bu onlara birbirlerini kollayarak nasıl işbirliği yapacaklarını gösterir. Bu kez amaç tek başına değil, birlikte kazanmaktır.

Bir ilişkide de eşler buna benzer bir takım oyunu oynamalıdır.

Güven duygusu, eşimizin aramızdaki bağa zarar verebilecek engellere karşı  ortak çıkarımız doğrultusunda bizimle birlikte hareket etmeye kararlı olduğunu fark ettiğimiz zaman gelişir.

Bu kez aradaki ağ birlikte olmayı simgeler. Bu oyunu birbirimizi kollayarak ve karşılıklı özen göstererek oynarız. Böyle oynayabilmek için gerçek sevgi uğruna benmerkezcilikten vazgeçmek gerekir.

Sevgiyle kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisi

Tartışmada Eşler Birbirini Yatıştırmalı

Hemen her terapist ve kişisel gelişim kitabı sorunların çözümünde iletişimi ve sözcüklerin gücünü vurgular. Birçoğu mükemmel öğütler verir. Ama doğru sözcükler ilişkilerin kopmasını önlemeye yeterli olsaydı, şimdiye kadar üzücü boşanma oranlarından kurtulmanın yolunu konuşarak bulmuş olurduk. Çiftler çoğunlukla doğru sözcükleri papağan gibi tekrarlamayı öğrenir ama konuşmalarını birbirlerine yönelik derin bir anlayışa dayandırmazlar. Fransızca cümleleri ezberlemeyi öğrenmeye benzer bu. Ne anlama geldiklerini bilmezseniz, Fransızca konuşuyor olmazsınız.

Yakınlık nasıl oluşur

Çiftler birbirlerini derin bir düzeyde anlayıp bu bilgiyi birbirlerine sevecen bir biçimde ifade edebildiklerinde, aralarında gerçek bir yakınlık oluşur. Uyum sağlama dediğimiz bu beceri, kimi şanslı çiftlerin neredeyse doğuştan gelme özelliğidir ama birbirlerine en az onlar kadar bağlı pek çok çift bu konuda zorlanır. Neyse ki uyum, neredeyse tüm çiftlerin öğrenebileceği ‘ya da güçlendirmeyi öğrenebileceği’ becerilerden oluşur.

Çift terapisi ‘nde amacımız, insanların birbirlerinin acı verici duygularını sakinleştirip, yatıştırabilmesidir.

Ben acı verici bir duygumu sana açıklarım, sen de bana uyumlu bir cevap verirsin ve bağlanmayı teşvik edecek bir cevap verirsin. Kendimi kötü hissettiğimde eşimin beni yatıştırmasına ihtiyacım olması, patolojik bir şey değildir.

İnsanlar sevdiklerinin yanında acıyı daha fazla tolere edebiliyor

İnsanların sevdikleri birinin elini tuttuklarında acıyı daha fazla tolere edebileceklerini gösteren araştırma sonuçları, kanıtlar vardır.

Eğer odada bir arkadaşları varsa ve ellerini tutuyorsa o zaman daha fazla acıya tolerans gösterebiliyorlar.

Eğer odada bir yabancı varsa, o zaman daha az tolerans gösterebiliyorlar. Örneğin, bunu denemek için insanların elini buzun içine koyuyorlar eğer odada bir yabancı varsa, şu kadar dakika tutabiliyor elini buzda. Ama eşi veya sevdiği bir arkadaşı varsa daha fazla tutabiliyor. Çünkü sevdiğiniz biriyle birlikte olmak, oksitosin salgılanmasına neden olur ve bu yatıştırmacı bir kimyasaldır.

Partnerimizin bizi yatıştırması yeterli mi

Sevdiklerimizin bizi rahatlatması ve desteklemesi bize faydalıdır. Duygu odaklı evlilik terapisi olarak ilk amacımız budur. Sonra buna şunu da ekliyoruz: Karşısındakinin yatıştırmasının yanı sıra insanlar kendilerini yatıştırmayı da öğrenmelidir. İnsanların sadece eşini değil kendini de yatıştırmasını sağlaması ve bunu öğrenmesi önemli.

Kendi kendimizi yatıştırmaya ne zaman ihtiyaç duyarız

Bu iki durumdan meydana gelebilir. Eş yanında mevcut olmadığı zaman. Fiziksel olarak orada olmayabilir veya ikincisi duygusal açıdan mevcut olmayabilir. Çok üzgünüm, o sırada yalnızım bir şeylere ihtiyacım var. Ama eşim başka bir şeye kaygılanıyor veya başka bir şeyle ilgileniyor ve bana cevap veremiyor; o durumda kendimi yatıştırabilmeliyim.

İlişkide merhem olan şey ne

Bir kişi kendi içsel kırılganlığını duygularını açıkladığı zaman, bu düzeltici, iyileştirici bir duygusal deneyim olabilir. Ben kendimi değersiz, yetersiz veya sevilemeyecek bir insan olarak hissediyorsam ve bunu açıkladıktan sonra olumlu bir cevap alırsam, bu iyileştirici bir deneyimdir.

Değişimin kalıcı olması için sadece eşimizi yatıştırmayı öğrenmek değil, kendi kendimizi de yatıştırmayı öğrenmemiz de şarttır. Eşimiz bizi düzenlemek üzere orada olamadığı zaman, bunu kendi başımıza yapabilmeliyiz. Ama ilk olması gereken eşlerin birbirlerinin duygularını düzenleyebilmeleridir.

Sevgiyle kalın..

 

Uzm. Psk. Dan. Eyüp Sarı

Çift ve Evlilik Terapisi

 

Aşkın Dansı : Duygu Odaklı Çift Terapisi

Son on yıl içerisinde, evlilik terapisi alanında bir patlama yaşandığı söylenebilir. Araştırmalarda, terapide en sık karşılaşılan problemin, kişilerin partnerleri ile tatmin edici yakınlıkta bir ilişki kuramamaları olduğu belirtilmiştir. Bu konulara müdahaleler için talebin artması ile birlikte, kişilerin yakın ilişkilerini olumlu yönde etkileyecek iyi tanımlanmış yaklaşımlar ve stratejiler denenmiş ve geliştirilmiştir.

DOÇT, İlişkilerde duygusal yaşantıların gücüne ve bu gücün yakın bağları yeniden inşa etmekte nasıl kullanılacağına odaklanmaktadır. Terapinin amacı, böyle bir bağın sağlamlığını belirleyen erişebilirliği ve duyarlılığı artırmaktır. Bu, kendiliğin yeni çehrelerinin ilişkiye dahil edilmesi ve ilişkideki konumların daha esnek ve uyumlu hale getirilmesi ile sağlanır. Dr.Susan Johnson, Duygu Odaklı Terapiyi çiftlerle kullanmaya başlayan ilk kişidir, yaklaşımında bağlanma teorisi de önemli bir yer tutmaktadır.

Duygu odaklı terapi (EFT) isminden, bu yaklaşımda bilişin ve davranışın önemsiz olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Basitçe kastedilen, duygunun yaşantılanması ve ifade edilmesinin çiftlerin ilişkilerini yaplandırma ve değiştirme süreçlerinin merkezinde değerlendirildiğidir.

Duygu Odaklı Çift Terapisi Nerede Kullanılmaz?

Duygu odaklı terapi (EFT), her derde deva bir mucizevi ilaç olarak değil, uygulama alanımıza çeşitli müdahale paketleri ile katkıda bulunan bir terapi olarak geliştirilmiştir. Bu müdahaleler, diğer tüm müdahalelerde olduğu gibi danışanın kısa ve uzun vadeli emellerine, rahatsızlık düzeyine, var olan probleme ve işleme stiline uygun olmalıdır.Başarılı olabilmesi 3 başlık kontrol edilmelidir. Aşağıdaki durumlar varsa başarı şansı düşüktür.

  • Taciz : Süregelen Duygusal/Fiziksel Taciz
  • Bağımlılık : Süregelen Her Tür
  • Aldatma : Başka Biriyle Süregelen Duygusal, Fiziksel ya da Cinsel İlişki

Evlilik terapisi uygulamak, iki kişi arasındaki duygusal konuşmalara karşı artmış bir hassasiyet gerektirir. Terapiye gelen çiftler genellikle acı içindedir. Hisleri ve ihtiyaçları anlaşılmamakta, istekleri karşılanmamaktadır. Partnerlerinin kendilerini önemsemediğini hissederler. Partnerlerin bu acılarına ulaşmalarına yardım eden ve iletişim kurmalarına yardımcı olan bir terapi, ilişkinin kalitesinde belirgin bir fark yaratacaktır.

Duyguların Kategorilendirmesi

Terapötik değişikliğin yaratılması sürecinde duygu ile çalışırken, duygusal dışa vurumları sınıflara ayrıştırmak faydalı olacaktır. Duygular 2 kategoride incelenebilir: ” birincil duygular” ve “ikincil duygular” olarak iki kategoridir.

Bize problem çözmede yardımcı olarak adaptif biyolojik bilgiyi yalnızca birincil duygular taşır. İkincilduygusal tepkiler sıklıkla savunmacı baş etme stratejileri şeklindedir, değişimi sağlama amacına zarar verirler, hatta dışa vurumları genellikle problem yaratıcıdır.

Birincil duygular genellikle eşleri yakınlaştırır, ikincil duygular eşleri uzaklaştırır.

İkincil Duygular

Davranışçı ekolün ve kognitif davranışçı ekolün temsilcileri sıklıkla bu ikincil cevapların terapide by pass edilmesi ya da atlanması gereken duygular olduğunu savunurlar. Bu ikincil tepkiler çoğunlukla bilinç düzeyindedir ve bu duyguların yoğunluğunu azaltmak sıklıkla çift terapisi için bir motivasyondur. Örneğin, bir kişinin eşine karşı öfkesi yada kırıcılığı yardım istemesi için bir neden olabilir. Kin, öfke ve kıskançlık gibi potansiyel tehlikeli duygu türevleri de bu ikincil kategoriye aittir.

Terapi de ikincil tepkilere ulaşmak ya da onları körüklemek arzulanan bir şey değildir, oldukça zarar verici olabilir. Ancak ikincil duygular, altta yatan düşünce ve hisleri keşfetmek için önemli bir ipucudur. Bu nedenle terapist ikincil tepkiler ile birincil biyolojik adaptif duygusal yanıtların ayrımını iyi yapmalıdır. Bu bir klinik değerlendirme meselesidir; örneğin öfke şiddet görmüş olmaya karşı gelişen birincil affektif bir yanıt da olabilir, altta yatan korku ya da incinmişliğe karşı ikincil bir tepki de olabilir. Örneğin; kocasına sinirli şekilde ‘’yanıt vermediğinde beni sinirlendiriyorsun” diyen bir kadın, sinirli bir şekilde “Bana kim olacağımı ve işimi nasıl yapacağımı söyleme!’’ diyen diğer bir kadından çok daha ifade ediyor olabilir. İlk durumda kadın incinmiş ve reddedilmiş hissetmektedir ve kızgınlığı altta yatan adaptif üzüntü hissi ve temas ihtiyacını maskelemektedir.

Altta Yatan Duyguya Ulaşmak

Birincil duygular, ikincil tepkisel duyguların aksine, kişi terapiye geldiğinde tam farkındalık düzeyinde değildirler. Hatta kabul edilmemiş, inkâr edilmiş ya da dikkate alınmamışlardır. Öyle gözükmekte ki bu duygularla tanışmak ve iletişime geçmek terapötik değişikliğe yardımcı olmaktadır. Bir kadının eşine uzaklığının altında yatan yalnızlık ya da korku duygularını tam anlamıyla yaşantılayabilmesi veya bir erkeğin hissettiği acıyı suçlamalarda bulunmadan yaşantılayabilmesi, bu çiftin gerçek yakın bir iletişime geçmesini sağlayacaktır.

Birincil duygular, duyusal ve algısal bilgilerin sentezlenmesi sonucu farkındalığa ulaşırlar. Böylece yeni anlam şekilleri oluşturmamıza ve içsel yaşantıları yeni bir şekilde organize etmemize yardımcı olurlar.

Örneğin, bir kadının çenesindeki kasılmaya, karnındaki gerginliğe ve içe kapanma isteğine dikkat etmeye başlaması onun etrafa mesafeli duruşunu kırmaya yardımcı olacak; korkularını ve kendini koruma ihtiyacını fark etmesini sağlayacaktır.

Ne Hedeflenir ?

DOÇT ’nin amacı, sorunlu etkileşimsel ve duygusal alanın değiştirilmesi ve böylece bireylerin ve etkileşimlerin daha işlevsel ilişkilerle sonuçlanacak şekilde yeniden düzenlenmesi olarak tanımlanabilir. DOÇT ’nin ana amaçlarından biri duygusal bağın yeniden yapılandırılması böylece de partnerler arasında durmaksızın kendini yenileyen bir ben-sen ilişkisinin teşvik edilmesidir.

Aile, evilik ve çift problemleri kişilerin içinde bulunduğu işlevsiz durumlardan köken alır. Çift terapisinin amacı, bu durumları değiştirmektir.

Örneğin; çocuklar ile ilgili sorunları da bulunan bir çift alındığında, terapinin ilk basamağı ebeveynler ve çocuk arasındaki üçgeni kırmak ve ebeveynler arası bir iletişimi sağlamak, böylece birbirleriyle yeni bir şekilde konuşmalarını ve birbirlerini yeni bir şekilde dinlemelerini mümkün kılmaktır. Böylece çift terapisine başlanmış olur, çünkü çift terapisinin amacı duygusal bağı yeniden yapılandırmak, ulaşılabilirliği ve yanıt alınabilirliği artırmaktır.

Bunun için DOÇT, çift arasındaki sorunlu iletişim döngüsünü 9 basamakta çalışır;

Duygu Odaklı Çift Terapisinin 9 basamağı

  1. Çift tarafından getirilen konuların ayrıntılandırılması ve bu konuların ayrışma-bağlanma ve bağımlılık-bağımsızlık alanlarındaki temel çatışmaları ne şekilde dışavurduğunu değerlendirmek
  2. Negatif etkileşim döngüsünü saptama
  3. Etkileşimsel konumların altında yatan kabul görmemiş duygulara ulaşmak
  4. Problem(ler)i altta yatan duygular ışığında yeniden tanımlamak
  5. Kendiliğin kabul görmemiş yönlerinin ve ihtiyaçlarının ortaya çıkarılmasını teşvik etmek
  6. Partnerin yaşantılarının diğer partner tarafından kabul edilmesini teşvik etmek
  7. Etkileşimi yeniden yapılandırmak  için ihtiyaç ve arzuların dışa vurumlarını kolaylaştırmak
  8. Yeni çözümlerin ortaya çıkmasınısağlamak
  9. Yeni konumları sağlamlaştırmak

Sonsöz

Birbirinden farklı ilişki yaklaşımları, değişim süreci için birbirinden farklı odak noktalarına sahiptir. Etkileşim örüntüleri ya içsel bakış açısıyla incelenir, anlamlarınıdeğiştirmek için yeniden çerçevelendirilir, kurallar ve pozitif kontrol teknikleri kullanılarak yapılandırılır. Ya da DOÇT’nde olduğu gibi, altta yatan duygusal durumların düzenlenmesiyle yeniden yapılandırılır.Etkileşimin altta yatan duyguların ışığında yeniden tanımlanması partnerlerin şu anki duygusal durumlarını ve yaşantı örgütlenmelerini de etkiler, onları birbirine daha açık ve duyarlı hale getirir. DOÇT ‘nde kendiliğin ve partnerin yeni yönleri farkındalığa getirilir, göz önüne serilir ve duygusal bağın yeniden yapılandırılması için çiftin etkileşimiyle bütünleştirilir.

 

Sevgiyle Kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

ÇİFT ve EVLİLİK TERAPİSTİ

 

Kaynakça:

  • DOÇT Eğitimi Notları-Dr.Ting Liu
  • DOÇT Uygulamaları Birliktelik Yaratmak-Susan M.Johnson
  • Duygu Odaklı Çift Terapisi-Leslie S. Greenberg&Susan M.Johnson

 

Evlilik Yolculuğunda Ne Gerekli ?

Evlilik kurumunda eşler arasında gerçek yakınlığın oluşabilmesi için öncelikli olarak duygusal yakınlığın hissedilmesi gerekir. Tarhan’a göre kişilik özelliklerinin benzer olması durumunda çiftler arasındaki uyum olumlu yönde etkilenecektir fakat bundan kişilik özelliklerinin farklı olması problem olarak anlaşılmasın. Farklılıklara saygı duyulduğu müddetçe renkli bir ilişki sahibi olmuş olursunuz.

Evlilik ve insan ilişkilerinin temeli “sevgi, saygı ve güven”e bağlıdır. Bu bağlar aynı zamanda evliliğin temel ihtiyaçları arasında yer almaktadır. Evlilikte çiftler, “değerli olma, kendini güvende hissetme, paylaşma ve sorumluluk duygusu” gibi evlilikteki temel ihtiyaçların farkına varmalıdır. Çünkü evlilik sadece aynı ortamı değil, aynı duyguları da paylaşmaktır. Evlilikte fiziksel benzerlik olduğu gibi psikolojik beraberlik de, fiziksel iletişim gibi psikolojik iletişim de vardır. Evliliği evlilik yapan da, fiziksel olandan çok psikolojik beraberliktir.

Hangi Kişilik Boyutları, Evlilik Uyumunu Arttırır ?

Bazı kişilik boyutlarının da sağlıklı iletişimi ve Birtchnell’e göre uyumlu bir evlilik ilişkisini sürdürmeyi engellediği bildirilmektedir. Bunlara karşılık güvenilebilirlik boyutunun ise evlilikte uyumu artırdığını öne sürmektedir. Bu kişilik boyutları bakacak olursak;

-Bağımlılık: Kendine güvenememe, Sürekli desteğe gereksinim duyma, Aşırı ilgi bekleme.

-Güvenilebilirlik: Destek olabilme, Eşini olduğu gibi kabul edebilme, Duyguları ifade edebilme.

-Kontrolcülük: Eşi üzerine hakimiyet kurmaya çalışma, Aşırı sorumluluk yüklenme, Eşini ikinci plana itme.

-Kopukluk: Sürekli tek başına olmayı tercih etme, Eşine yakın olmaktan korkma, Duygusal alışverişe girememe tarzındadır.

Yukarıda belirttiğim kişilik boyutlarının her birinin belirgin bir davranış özelliği olduğunu görüyoruz. Kişinin davranışlarına yön veren tüm etkenlerin, tüm inançların psikolojik bir boyutu vardır. Psikoloji bilimi de bize der ki: ‘’ Her anormal davranışın altında, duygusal bir ihtiyaç vardır.’’ Duygular, duygusal ihtiyaçlar -sevme, sevilme, ait olma, değer verme, değerli bulunma vb.- kişinin evlenme davranışına ya da evliliğini devam ettirme davranışına değişik boyutlarda yön veren önemli bir motivasyondur. Evlilik terapisi istanbul oturumlarında da gördüğümüz, çiftler birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını görmezden geldikleri için sorun yaşıyorlar. Burdan yola çıkarak, evlilik yolculuğunda gerekli olan en büyük özelliğin partnerimizin duygularına yanıt vermek olduğunu söyleyebiliriz. Bundan sonrası da uzlaşmaya veya uzlaşamamakta uzlaşmaya kalıyor.

 

Sevgiyle kalın.

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisi

Duygusal İhtiyaçlar Karşılanmazsa Boşanma Konuşulur !

İnsanlar arası ilişkiyi yöneten asıl unsur duygulardır. Duyguların rehberliği kenara bırakıldığında, geriye kalan bir ilişki değil, zorunlu birlikteliklerdir. Böyle bir ilişki yetişkin kişiliğine sahip birini mutlu etmez. İlişkiyi bitiren, bitirmesi gereken duygudur. İki taraf birbirini seviyorsa sorun ne olursa olsun, sorun sadece bir sorundur; ayrılık için sebep değildir. Ekonomik yetersizlik, tembellik, şiddet, davranış hataları, hırsızlık gibi ahlaki sorunlar, o ilişkinin bitmesi için sebep değildir.

Sağlıklı duygusal ilişkilerin olmadığı evlilikler, kişileri sadece görev insanı haline getirecek eşlere ve çocuklara içi boşalmış bir ilişki yumağı sunacaktır.

Çiftler birlikte geçen samimiyetsiz ve duygusuz paylaşımlardan gerçek anlamda beslenemeyecek, çocuklar ise yetişkinlerin samimiyetsizliğini mutlaka hissedecek, hayatı gerçek duygularla tanıma ve değerlendirme yerine hayata, insanların samimiyetine karşı şüphe ile yaklaşacaktır.

Kırgınlık İlişkide Derin İzler Bırakır

Kırgınlık, boşanmaların altında yatan önemli nedenlerden biridir. Çünkü kırgınlık ilişkileri derinden etkileyen önemli bir duygudur. Kırgınlık doğrudan bir boşanma nedeni değildir. Kimi zaman ilişkiyi olumlu etkileyen, kişileri yapıcı olmaya, davranışlarını düzeltmeye iten bir duygudur. Fakat kırgınlık ilişkide derin izler bırakan duygulardan biridir.

Anlaşılmamış ve giderilmemiş her kırgınlık kişiyi ilişkiden uzaklaştırır ve en sonunda tamamen tüketir.

Bu yüzden küskünlük, kızgınlık ya da incinmişlik gibi geçici değildir. Kişinin kırılabilmesi için ilişkide çaba göstermesi, karşıdakine değer vermesi, verdiği değeri hissettirmesi, onu anlamak için çaba harcaması gerekir.  Kişi çaba ve emek göstermeden kırılamaz. Kırılabilmek için kişinin kendine olan güvenine ihtiyaç vardır.

Kendisine güvenen insanlar, hayatını kendi başına sürdürebilecek becerileri de geliştirmişlerdir. Eğer ilişkisine bağımlı (patolojik bir bağımlılık) da değilse, ilişkilerini zorlamaz, tepkisel  de davranmazlar.

Kırma, kırılma eşlerin birbirine verdiği değerle ilgili bir duygudur. Değer verme, kişinin karşısındaki kişinin duygularını önemsemesini, onun duyguları için fedakârlık yapmasını ve emek vermesini gerektirir. Değer verilmeyen, emek verilmeyen ilişkiler tamamen tükenme gerçekleştikten sonra genellikle biter. Ve burada da boşanma konuşulmaya başlanır. Sağlıklı boşanma süreci gerçekleştirmek isterseniz , boşanma terapisi yardımı almayı ihmal etmeyiniz.

 

Sevgiyle kalın…

 

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Boşanma Terapisti İstanbul

ÖFKE PATLAMALARI

İlişkilerin Kördüğümü Olan ‘’ÖFKE’’ ve Duyguların Gücü

Romantik ilişkilerde bireyler birbirleriyle oldukça sık ve yoğun bir etkileşime girmektedirler. Neredeyse günlük hayatın bir parçası olan bu etkileşimler sırasında, bazı uyuşmazlık ve çatışmaların yaşanması da neredeyse kaçınılmazdır. Bireylerin yaşadıkları çatışmalar sırasında ve sonrasında öfke, suçluluk, hayal kırıklığı, kaygı, üzüntü gibi pek çok duygu ortaya çıkabilmekte ve bu duyguların düzenlenmesi hem bireyin kendisi, hem ilişki, hem de çatışmaların akışı için oldukça kritik bir önem taşımaktadır. Burada size öfkeyi ve duyguyu ilişkiler açısından ele alacağım.

Duygu Farkındalığı

Kişilerin algıladıkları evlilik kalitesi, duygularını fark ettikleri (şu an bende neler oluyor?) ve isimlendirebildikleri ( hissettiğim şey …… ) ölçüde artmaktadır. Bu hem kadınlar hem de erkekler için geçerlidir. Duygunun nasıl dışavurulduğu, evlilik kalitesindeki değişimi etkilemektedir. Ancak gerek çiftler arasındaki yakınlığın pekişmesinde gerekse çiftlerin algıladıkları evlilik kalitelerinde, kişi herhangi bir duygusunu eşine ifade ettiğinde, eşinin bu duygunun kendisinde yarattığı hisleri/etkiyi ne ölçüde fark ettiği de oldukça önemlidir. Çünkü fark ettiği ölçüde, partnerine geribildirim verecek ve geribildirim alacaktır. Çiftin arasındaki ilişkinin kalitesi bu karşılıklı dışavurumlarla/geribildirimlerle artacak veya azalacaktır. Bu noktada eşine vereceği geribildirim ilişkinin akıbetini belirlemede önem taşımaktadır.

“Ne hissediyorum?” sorusu, cevaplaması çok kolay bir soru değildir. Duygusal içgörü ile ilgilidir, bir beceridir, derinlemesine düşünmeyi, farkına varmayı, duyguyu doğru bir şekilde isimlendirebilmeyi ve duygusal deneyimi anlamayı gerektirir. Duygusal deneyimlerini anlayabilen ve yorumlayan bilen eşler, düşüncelerine ve davranışlarına rehberlik eden zengin ve önemli bilgi kaynaklarına ulaşabilirler. Eşlerinin isteklerine cevap verebilmek için neye ihtiyaçları olduğunu bilirler. Evliliklerinde, eşleri tarafından ifade edilen duygu, olumsuz bir duygu olsa bile, ne hissettiklerini bildikleri için o duyguyla daha iyi başa çıkabilirler. Kendi duygularına dair bilgilerini, eşlerinin duygularını anlamak için kullanabilirler (örn. Eşim sinirlendiğinde bana belli etmemeye çalıştığının farkındayım, beni üzmek istemiyor olmalı bu beni mutlu ediyor, ben de sinirlendiğimde ona belli etmezsem o da mutlu olabilir).

Duyguları İfade Etme de İlişki Doyumunun Etkisi

İlişki doyumunun duygu düzenlenmesinde oldukça önemli bir etkiye sahip olduğu birtakım araştırmalarda görülmüştür. Şöyle ki, ilişki doyumu öfke ve suçluluk ifade biçimlerinin neredeyse hepsini en önemli etken olarak görülüyor. Araştırmalarda, ilişki doyumu yükseldikçe bireyler öfkelerini ifade ederken uzlaşmacı bir davranış örüntüsü sergilediği, bunun aksine ilişki doyumu düştükçe bireyler öfkelerini saldırganlık ve kaçınma gibi ilişkiye zarar verebilecek yollarla dışa vurabilmektedir. Ayrıca bireylerin ilişki doyumu arttıkça suçluluk duygusu da hatayı telafi edebilecek biçimlerde ifade edilmektedir. Bu durumlar yakın ilişkilerde duygu değişimlemelerinde ilişki doyumunun oldukça önemli bir öğe olduğuna işaret etmektedir. Buradan hareketle, ilişki doyumu arttıkça her şey yolunda gitmektedir ancak ilişki doyumunun düşmesiyle bireyler duygularını da işlevsiz ve yıkıcı bir şekilde ifade edilmektedir diyebiliriz.

Öfkenin Faydası

Bir başkası tarafından hiç de hoş karşılanmayan “öfke” duygusunu açıkça ifade edebilme, yaşamda önemli bir beceri gibi görünmektedir. Öfkelerini ifade etme konusunda başarısız olan bireyler, onları öfkelendiren problemlerle tekrar tekrar karşılaşabilirler. Öfkeyi yapıcı bir şekilde ifade edebilmek, ilişkilerde uzlaşmaya varma ve çatışmaları çözme adına çok önemlidir. Ayrıca öfkenin ifade edilmesi, karşı tarafa hoşnutsuzluğa dair mesajlar ilettiğinden, söz konusu durumun değişmesine de yardım eder ve böylece kişilere amaçlarını başarmaları ve benlik saygılarını korumaları için daha fazla şans tanır. Kadın için öfkeyi dışavurma, kısa dönemde partnerinin misillemesine maruz kalma riskini taşısa da, uzun dönemde doyumlu bir evlilik ile ilişkilidir. Eşin öfkesini sözel olarak yani yıkıcı olmayan bir şekilde ifade etmesi erkeğin algısında evliliği daha da doyumlu kılmaktadır.

Öfkeyi, yapıcı bir şekilde ifade edebilme, çatışmaları çözümlemek için gerekli bir beceridir ve öfke her ne kadar “yıkıcı” bir duygu olsa da, evlilikte ifade ediliş tarzı çok önemlidir. Öfke özellikle çatışma sırasında ifade edildiğinde ilişki için zararlı sonuçlar doğurabilmektedir. Doyumlu ilişkilere sahip olmak için çatışma yönetiminin öğrenilmesi çok önemlidir ve genelde ilişki terapilerimizde bu durumlarla nasıl başa çıkabilirizi çalışırız. Özellikle erkeklerin evlilik gibi yakın ilişkilerde olumsuz duygularını düzenlemeye ve çatışma yönetimine dair becerileri eksik olduğunda, öfke dışavurumları saldırganlık boyutuna taşınabilmektedir. Öfke, kontrollü bir şekilde sergilendiğinde, ilişkiye zarar vermemekle birlikte, duygunun hedefindeki kişide memnuniyet yaratabilmekte, ilişkide yakınlığı pekiştirebilmektedir.

Cinsiyetler açısından ÖFKE

Kadınlar genelde, erkeklere göre öfkelerini daha fazla yüzlerine yansıtarak ve misilleme yaparak dışavururlarken; üzüntülerini ise sözel olarak daha fazla dile getirmekte ve öfkede olduğu gibi yüzlerine daha fazla yansıtmakta ayrıca üzüntü hissini yaşamaları sonrasında tepkilerini daha fazla erteleyerek kendilerini ifade etmektedirler. Bununla birlikte eşleri kendilerini mutlu ettiğinde, mutluluklarını da erkeklere oranla daha fazla dışavurma eğilimi göstermektedirler. Kadınlar çok çeşitli bağlamlarda, erkeklere oranla duygularını daha yoğun ve daha sık ifade etmektedirler.

Bu durumu inceleyecek olursak. Duygularımızı dışa vurmakla ilgili ilk izlenimler çocukken kazanılır. Örneğin; okul öncesi dönemde bir çocuk, temel duyguların nedenleri ve sonuçları hakkında fikir sahibidir. Duyguların sergilenmesinde kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıkların önemli bir kısmı, erken dönemlerde kişinin aile içinde anneden ve babadan öğrendikleri çerçevesinde şekillenir. Çok erken yaşlarda annelerin ve babaların kız ve erkek çocuklarına ifade ettikleri duygular, dahası kullandıkları duygu kelimelerinin sayısı bile çocuğun cinsiyetine göre farklılık göstermektedir.Araştırmalar da, hem annelerin hem de babaların kız çocuklarıyla konuşurken daha fazla “duygu” kelimeleri kullandıklarına rastlanmıştır. Bu nedenle kadınların erkeklere oranla duygularını daha fazla dışavurmasının sosyalizasyon sürecinde, erken dönemlerde kendilerine öğretilenler ile ilişkili olduğu söylenebilir.

Yardım talebinde bulunan çiftlere, Aile ve Çift Terapisi bağlamında, duygularını nasıl ifade ettikleri ya da nasıl ifade etmeleri gerektiği konusunda müdahalelerde bulunuyor ve kendi duygularına dair farkındalık kazandırmayla ilgili terapötik formülasyonlar geliştiriyoruz. Her ne kadar evlilik ilişkisi bağlamında gelse de, flört ve benzeri tüm yakın ilişkiler de, sağlıklı mutlu ve sürekliliği olan ilişkiler şekline dönüştürme adına duygularımızın sesine kulak vermek , olası çatışmalar, kavgalar ve çıkmazlardan bizleri alıkoyacaktır.

Sevgiyle Kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI
Çift ve Evlilik Terapisti

Kaynakça :
– Eşlerin Duygu Dışavurum Tarzları İle Algılanan Evlilik Kalitesinin İlişkisi ve Duygusal Farkındalığın Rolü-Ayçin CİVAN
-Bana Sıkıcı Sarıl – Sue Johnson