Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Duygusal Banka Hesapları, Boşanmaya Yol Açıyor

Beklentiler, kadın ve erkeklerin duygusal ve psikolojik kapasitelerini aştığında evlilik stresi ve hayal kırıklığı kaçınılmaz olur. Bunlara adapte olamama, kişisel ve seksüel tatmin eksikliği gibi yeni nedenlerle boşanmalarda giderek artış görülmektedir.

Bu artışı şu an için her 2 evlilikten 1’sinin boşanmayla sonuçlanması olarak yaşıyoruz.

Evlilik ve ailenin, eşlerin cinsel ve kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmesinin yanı sıra arkadaşlık, romantik aşk, koruma, sırdaşlık ve duygusal destek sağlayarak; toplum desteğinin çökmesini ve sosyal yabancılaşmayı da tamamen telafi etmesi bekleniyordu ve sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi bireysel olarak da eşlerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri isteniyordu. Uzun bir liste!

Hâlihazırdaki yüksek boşanma oranları, çiftlerin basitçe kendilerinden istenilenlerin hepsini yerine getiremediklerini gösterir. Ödevler çok yorucudur. Çiftlerin evliliklerinin ilk birkaç yılının ardından, duygusal banka hesaplarının boşalmasına ve birey olarak kendilerini tükenmiş hissetmelerine şaşmamak gerekir. Bir şeyler yanlış gidiyor demek ki.

Duygusal banka hesaplarını doldurmanın yollarını aramalıyız. Bu kadar beklentinin içinde, eğer çözüm girişimleriniz işe yaramıyorsa evlilik terapisi yardımı almaktan çekinmeyin. Evlilik terapisti İstanbul da ulaşılabilir bir uzmanlık alanıdır.

 

Sevgiyle kalın.

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisti

 

aldatma

İlişkideki Bağlanma Yaralanması, Aldatma Terapisi Perspektifinden

Çiftler arasında yaşanan gerçek bir terk edilme, hakaret içeren ağır sözler, mâli anlamda aldatma, cinsel aldatma, başka bir kişiyle flörtleşme vs. ilişkinin güvenini zedeleyen, eşlerin duygusal manada incinmelerine sebep olan durumlardır.

Bağlanma yaralanması durumunu aldatma üzerinden ele alalım: Aldatılan eş, travma sonrası krizi gibi bir durum içerisine girer. İlişkiye ve eşine olan güveni tamamen sarsılmıştır. Yaşanan yaralayıcı bu durum yeterince açık konuşulmayıp üstü kapatılmaya çalışıldığında kanayan yara hâlini alır. Aldatılan eşin içindeki kül eşelendiğinde çözümlenmemiş bir üzüntüyle karşılaşılır. Eşler arasındaki güvene ihanet edilmiş, sadakat ihlal edilmiştir. Bu durum eşlerde kimlik veya bağlanma ile ilgili yaralanmalara neden olabilir. Mükemmel bir evliliğe sahip olduğunu düşünen eşin, aldatma yüzünden evliliği ile ilgili içsel tasarımı alt üst olur.

Kimlikle ilgili utanç duygusu veren bir yaralanma yaşar; sevilmediğini, terk edildiğini hissettiği için bağlanmayla ilgili de bir yaralanma yaşayabilir. Bu durumdaki eşlerin, yaşanan duygusal yaralanma yüzünden kimlik ve bağlanma ile ilgili ihtiyaçları üzerinde çalışılmalıdır.

Aldatma Öncesi ve Sonrasındaki Negatif İletişim Döngüsü

Çiftler arasındaki etkileşim döngüsünden farklı olarak aldatma sonrası da döngü oluşur. Aldatma sonrasında evlilik terapisi ‘nde çiftlerin nasıl bir etkileşim içinde olduğuna bakılır. Aldatan eş yakınlık için aldatılan eşin peşine düşer. Aldatılmanın etkisiyle eş, aldatan eşine karşı güveni sarsılmış bir şekilde eşinden uzaklaşarak onu reddeden bir davranış içerisinde girer. Aldatma öncesindeki döngüyle, aldatma sonrasındaki döngü ilişkilerinde sorun olup olmadığına bakılır. Aldatmanın etkisiyle aldatılan eş, öfke ve utanç duygularının içerisinde olabilir. Bu durumda öfkenin ifade edilmesi birbirinden uzaklaşmış çiftlerin birbirlerine yakınlaşmasını sağlayabilir. Eşlerden biri öfkesini ifade ederken diğer eşin savunma yapması; olup biteni küçümseyerek ya da yok sayarak dinlemesi, eşinin öfkeyle başa çıkmasına yardımcı olmaz. Bu olumsuz tutumu terapist görmezden gelmemelidir.

Öfke Nasıl İfade Edilmelidir?

Öfkeyi ifade etmek, eşine bağırmak demek değildir. Neler hissettiğini, neler yaşadığını açıklamaktır. Bir kişinin duygularını anlatmasıyla o duyguları eyleme dökmesi arasında fark vardır. Öfke çok zor bir duygudur, bu yüzden doğru bir şekilde ifade edilmeli ve sabırla dinlenilmelidir. Aldatan eşin, aldatılan eşe karşı empati duyabilmesi; eşinin acısını duyup dinlemesi teşvik edilmelidir. Öfkeli eşle çalışılırken, ‘Anlıyorum, gerçekten hem öfkelisin hem de üzgün,’ gibi ifadelerle ikincil öfkeden ziyade çiftlerin birincil duygularına gitmeleri için empatik bir yaklaşım içerisinde olunmalıdır. Eğer dinlemesi gereken eş, dinlemekle ilgili zorluk çekiyorsa neler oluyor, diye bakılır. Genellikle terk edilme korkusu, utanç ve mahcubiyetle karşılaşılmaktadır. Güç ve mükemmeliyet bağlamında, kimlik korunumu ihtiyacı olan bir eş için aldatma gibi kusurlu bir şeyle karşılaşmayı kabullenmek zordur. Dinleyen eşe dönülüp, öfkeye tepki göstermemesi için: ‘Bunu duymak senin için zor olabilir. Savunmaya geçme ihtiyacı hissedebilirsin. Nefes al, kendini sakinleştir. Kendini savunmaya çalışmak yerine, sadece dinlemeye çalış’ denmelidir. Böylelikle eş, ifade ettiklerini dinlemekle ilgili teşvik edilir.

Aldatma Terapisi ’nde Ana Hedef Nedir?

Eşler birbirlerine karşı empatik olmaları konusunda eğitilir. Eşlerin altta yatan birincil duyguları üzerinde çalışılır ve bu duyguları tespit edilir. Daha sonra davranışın altında yatan duygular, bağlanma ve kimlik ihtiyaçları göz önüne alınarak yeniden çerçevelenir. Aldatan kişiden, yaşanan olayın; savunmaya geçmeden sorumluluğunu alması ve kabul etmesi istenir ki bu çok önemli bir adımdır. ‘Seni incittim, üzdüm. Yaptığım doğru değildi. Üzgünüm. Sorumluluğunu alıyorum,’ gibi sözler sarf edilmelidir. Eşin, öfke, incinme ve kızgınlığı dinleyebilmesi ve tolerans gösterebilmesine çalışılır. Ortaya çıkan utancın örtülü veya açıkça görülüp ifade edilmesi ve aldatılan eşe kabullenilen, yakınlık gösterilen empatik sıkıntının, ‘Sana verdiğim acıya karşı duyarsız olduğum, seni incittiğim için üzgünüm. Senin hissettiğin acı ile ben de acı çekiyorum. Bu acı canımı yakıyor,’ şeklinde ifade edebilmesi ve bu sıkıntının yüz mimiklerinde görülmesi önemlidir. Sonrasında samimi özür ve pişmanlık ifadesinde bulunması için aldatan eşe destek olunur, o teşvik edilir.

Affetmek Ne Anlama Gelir?

4 ve 5. seanslarda eşlere, ‘Yaşadığımız sorunda affedicilik ve affetme nedir?” diye sorulur ve bu soru üzerine konuşulur. Seansın sonuna doğru, ‘Affetmek unutmak değildir. Tekrar bir araya gelmek değildir. Barışmak değildir. Affetmek karşısındakinin yaptığını meşru bulmak değildir. Yasal açıdan sorumlu değilsin, demek değildir. Affetmek, aldatan eşin yaptığın yanlışın sorumluluğunu almasını istemektir. Yaptığını meşru görmemektir. Ama yaşanan olayların aldatma durumuna kadar geldiğini kabul etmektir. Yaşanan durumu incelemek ve aldatılanın da bu yaşanan dolaylı aldatma da etkisi olup olmadığına bakabilmektir. ‘’Yaşanan aldatmada eşlerin kendi durumunu kabul etmesidir. Ayrıca kin gütmek, bedel ödetme ve intikam alma duygusuyla hareket etmekten vazgeçilmelidir,” ifadelerini içeren bir metin eşlere verilir.

İyileştirici Terapötik Ev Ödevi: Mektup Yazmak

Samimi bir özrün ayrıntılı dillendirilmesi 5. ve 6. seanslarda gerçekleşir. Aldattığı için eşinin duygusal anlamda incinmesine sebep olan eşten özür mektubu yazması istenir.

Aldatan eşe, üç önemli konuda;

• Pişmanlığı ifade etme,
• Sorumluluğu alma,
• Telafi etme ve onarma

için ne yapacağını içeren bir mektup yazması ev ödevi olarak verilir. Aldatan eşten, eşine pişmanlığının nedenlerini dile getiren cümleler yazması istenir. Aldatma yüzünden eşini ne derece yaraladığını, incittiğini anlatan ifadeleri yazıya dökmesi, aldatmanın sorumluluğunu neden kabul ettiğini ve bu hatayı yaparak eşini duygusal olarak nasıl yaraladığını üstlenen ifadeleri yazması istenir. Aldatan eşin bu hatadan dolayı eşinin duygusal incinmesini nasıl telafi edip onaracağı ile ilgili neler yapacağını da kâğıda dökmesi istenir. Aldatılan eşten de nasıl affedeceğini, duygusal çöküşünü hangi yolla onarabileceğini, çözüm açısından bulunduğu yeri ve durumu anlattığı ‘birbirlerine vermemek kaydıyla’ bir mektup yazması istenir. Sonra yazdıkları mektupları seansa getirmeleri, sonrasında da terapide konuşulur.

Aldatılan eş neyi affedemediğini, duygusal açıdan kendini hangi konudan kurtaramadığını, duygusal yaralanmayı çözmenin kendisi için neden zor olduğunu yazması istenir. Aldatılan eşten; duygusal acı, kızgınlık ve öfkesinden kurtulmak için ihtiyaçlarını yazması istenir. Ayrıca, ‘Eşinizi affettiyseniz, kızgınlık, kırgınlığınız nasıl geçti, kendinizi nasıl yatıştırdınız, ilişkiye devam etme becerisini nasıl sağlarsınız, eşinizle barışacak mısınız?’ sorularını içeren bir mektup da yazması istenir. Bu çalışma eşler arasındaki ilişkiyi onarma, güveni tesis edip yeniden inşa etmeye yöneliktir.

Aldatan Eşin Tutumu Nasıl Olmalıdır ?

Aldatan eşte, hissiz, sadece kelimelerle örülü bir özürden ziyade utanç olmalı, empatik sıkıntı sese yansımalı; duruş, bakış, jest ve mimiklerde örtülü veya açıkça görülebilen samimi bir özür olmalıdır. Bu özür, yaşananların onarılması açısından çok önemlidir. Aldatılan eşin altta yatan öfke ve incinmeyi ifade edebilmesi, aldatanın söyleyemediği utanç vb. duygularını ifade edip gösterebilmesi eşlerin birbirlerini, yaşananları daha sakince ‘savunma, saldırma ve yok sayma davranışlarına girmeden’ kabul etmelerini sağlar. Aldatan kişinin yaptığı yanlışı kabul etmesi, yanlış davranışının sorumluluğunu alması, utancın ve empatik sıkıntının sözlü ve sözsüz mesajlarla görülüyor olması, affa götüren çok önemli durumlardır. Aldatılan kişinin de kendini heder edercesine suçlamayı bırakıp affı kabul etmesi beklenir.

Bu noktada çiftlerin ilişkilerini yeni oluşturdukları bir sürece girilir ve eşler arasında yeniden aldatma öncesindeki ilişki çekirdeği döngüsüne dönülür. Çekirdek döngü yeniden yapılandırılır. Yeni döngü canlandırılır. Böylece bağlanma yaralanması öncesindeki döngüleri çalışılır, bu da değiştirilirse tamamen yepyeni bir ilişkiye geçilir.

Sevgiyle Kalın.

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI
Evlilik Terapisti İstanbul

 

Kaynakça:
-Yakın İlişkilerin Gizli Anlamları-Mehmet Tekneci
-Aile Terapisinde Kullanılan Teknikler-Nobel Yayıncılık

 

 

 

Evlilik Sorunları Ancak İletişimle Çözülür

Mutlu ve uyumlu bir evlilik her şeyden önce sağlıklı bir iletişimle gerçekleşir. Evlilik sorunlarının olumlu ya da olumsuz biçimde çözülmesi için sağlıklı iletişim önkoşuldur. Evlilikte sağlıklı iletişim, eşlerin birbirlerine verdikleri mesajları aynı anlamda algılamaları ve yanıtı ona göre vermeleri demektir. Karı koca birbirlerine verdikleri mesajları aynı anlamda anlayıp değerlendiremiyorlarsa, ilişkilerinde iletişim yetersizliği var demektir. Örneğin, eşlerden birinin ‘’bu işin yapılması gerekmez mi?’’ biçiminde verdiği mesajı, öteki ‘’yapılmasa da olur.’’ anlamında yanıtlıyorsa, burada bir algılama ve iletişim kopukluğu var demektir. Ya da eşlerden biri, diyelim ki, “evde ekmek yok’’ diye tarafsız bir bildirim de bulunduğu zaman, öteki buna ‘’neden ekmek almadın, onu almak senin görevindir.’’ biçiminde suçlayıcı bir karşılık verip ‘’ her şeyi ben mi düşüneceğim.’’ diyerek savunmaya geçerse, burada da bir iletişim bozukluğundan söz edilebilir.

Sağlıklı bir iletişimde eşlerin birbirlerine karşı takındıkları tavırlar, tutumlar önemli rol oynamaktadır. Eğer eşlerin birbirlerine karşı takındıkları tavırlar olumluysa, mesajlarının da sağlıklı bir iletişime dönüşmesi kolaylaşmaktadır. Olumsuz tavırların egemen olduğu bir evlilik ortamında iletişimin sağlıklı olması beklenemez.

Kan koca arasında sağlıklı bir iletişimin bulunmayışı, evlilik sorunlarının kökeninde yatan nedeni anlamalarını engeller. Birçok evlilikte sürekli tartışma ve kavgaya karşın, yani görünürde olumsuz da olsa bir iletişim bulunduğu halde, sorunların çözülmeden süregeldiği görülmektedir. Özellikle mutsuz evliliklerde sıklıkla rastladığımız bir durumdur bu. Sağlıklı ve normal bir iletişimin bulunmayışı, karı kocanın aralarındaki sorunları algılayıp kavrayamamalarının başlıca nedenidir.

Sürekli Kavga Yıpratıcı Bir Yaşantıdır

Sık sık tartışma ve kavga çıkan evliliklere dışarıdan baktığımız zaman, bu sorunların tek tek bir anlam taşımadığını görüyoruz. Dışarıdan bir kişiye bu kavgaların konusu çok önemsiz gelebiliyor. Oysa bu tür karı koca ilişkilerini daha yakından incelediğimizde, bunların  temeldeki bir birkaç sorundan yada kaynaklandığını görebiliyoruz. Bu tek tek tartışma konuları asıl sorunun adeta maskeleri gibidir. Çünkü eşler genellikle temeldeki sorunu ya görmezden geliyorlar yada bilincinde değiller.

ÇARE : Sözsüz Bedensel İletişimden Sözlü İletişime Geçiş

Evliliklerde ve aile içi ilişkilerde eşler çatışmalarını ruhsal gerginliklerini, güven verici bir psikolojik ortamda gideremeyince, birbirlerine yönelik davranış biçimi olarak ortaya koyuyorlar. Öyle bir davranış biçimi ki, birbirlerine karşı duydukları sevgiyi, öfkeyi, kini ifade edebilsin… Örneğin, eşine karşı kızgınlığını, yatağa girer girmez sırtını dönüp yatarak göstermek gibi… Ya da sevişme isteğini eşinin yanına sevecenlikle sokularak belli etmek gibi…

Ne var ki, çoğu kez böyle bir davranış biçimine olanak bulunmaz. İşte o zaman çatışmalar, ruhsal gerginlikler bedene yansır, bedene aktarılır, beden aracılığıyla  ifade edilmeye çalışılır. Yani psikosomatik iletişim dediğimiz özel bir iletişim biçimi geliştirilir. Böylece sözlü olarak kurulamayan iletişim, sözsüz  bedensel belirtilerle kurulur. Özellikle evliliklerde cinsel sorunlara bile yol açmaktadır.

Erkeğin ağzıyla konuşamadığı bir şey varsa;

– ki bu kırgınlık olabilir; kendisini devamlı eleştiren bir eşe karşı,

– öfke olabilir, olduğu gibi kabul edilmediği için,

– korku olabilir, onu kaybetmek istemediği için,

penisiyle konuşmaya başlar. Penisi sertleşmez,erken boşalır yada boşalamaz gibi cinsel işlev bozuklukları yaşanır. Kimi cinsel terapilerimizde; erken boşalma tedavisi, iktidarsızlık tedavisi, geç boşalma tedavisinde tamamen bu duyguların sözsel olarak ifade edilmesinde bile her şeyin çözüldüğünü görüyoruz. Bu çok da kolay bir şey değildir hele ki çiftler kendilerini evliliklerinde güvende hissetmiyorlarsa. Çözüm için, bu alanda çalışan cinsel terapist İstanbul da araştırılmalıdır.

Gözlemlerimize göre, aylarca, hatta yıllarca süren birçok bedensel belirti ve psikosomatik hastalık, eşlerin, evli  kadınların, bu sözsüz bedensel iletişimi bırakıp konuşmaya, sözlü iletişime geçmeleriyle iyileşmektedir. Psikoterapinin psikosomatik hastalıkları iyileştirme etkisi, sözsüz iletişim yerine sözlü iletişimin geçmesiyle başlıyor. Sözlü iletişimlerin en düzenlisi olan psikoterapi , ilkel olan bedensel iletişim yerine, gelişmiş zihinsel-sözlü iletişimin yerleşmesi, oturması olgusudur. Evliliklerde bu tür ilkel iletişim çabaları, yaşadıkları sorunların kördüğümüdür aslında. Evlilik terapisti İstanbul ilinde rahatlıkla ulaşabileceğiniz bir uzmanlık alanıdır. İlişkinizde yaşadığınız döngüye esir olmak istemiyorsanız, şu an yaptığınız şeylerden farklı bir şey yapmalısınız. Bu bazen bir kitap, bazen bir uyanış, bazen de psikoterapi ile mümkün olmaktadır.

 

Sevgiyle kalın.

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisti & Cinsel Terapist

Gizli ‘Sona Ermiş’ Evlilikler

Evlilik kurumu kurulduktan sonra, eşlerin birbirlerinin kişiliğini daha yakından görme aşaması, doğal olarak gerçekleşir. Farklılıklar ve benzerlikler daha yakın bir şekilde görülmeye başlanır. Buna bağlı olarak ya artan duygusallıkla doyumlu bir ilişki ya da hayal kırıklıkları yaşanır. Yaşanan hayal kırıklığından sonra çiftler kendilerini, eşlerini, ilişkilerini yeniden yorumlayıp alışma, uyum sağlama, sevgi ve saygıyı koruma aşamasına geçemezse ilişki güç bir döneme girer.

Genellikle çiftler sessiz kalarak, savunmacı davranarak, eşlerinin anlama, alışma ve baş etme yeteneklerini sınırlarlar. Bu durum düşüncelerini ve ihtiyaçlarını yeterince ifade etmeleri ve kendilerini de anlama gayretlerini düşürür. Bu sağlıksız iletişim, suçlama ve yanlış anlamalarla sonuçlanır. Eşlerin çatışma durumlarıyla baş etme için gerekli becerileri bilmeyişleri ve onları tahmin etme konusunda daha az donanımlı olmaları, onlara ilişkilerini dik bir yolda yürürcesine yaşatabilmektedir. Eşlerden birinin diğerini empatik olarak duyması; diğerine karşı cömert davranması ve ilişkilerinin iyiye gitmesi için, diğerini anlama yeteneği kazanma kapasitesidir. Çiftin biri ya da ikisi de bu özelliklerden birinde ya da daha çoğunda yoksunluk gösteriyorsa çift muhtemelen şefkat açlığı çekiyordur .

Partnerini Yeterince Tanımamak Bireyselciliğe İtiyor

Evlilikte ve tüm ikili kadın erkek ilişkilerinde, bireyin hem karşı cinsin sahip olduğu özellikleri bilmeyişi, hem ilişki yaşadığı kişinin geçmiş yaşantısından ötürü onu diğer insanlardan ayıran psikolojik dünyasını tanımaması, bireyi daha az toleranslı yapıp, daha çok kendi beklenti ve ihtiyaçlarına odaklanmasına sebep olmaktadır. Empati, anlayış, uyum ve hoşgörünün yeterince yaşanmadığı böyle ilişkilerde ise zaman içinde tükenme yaşanabilmektedir.

Ayrıca çiftlerin ilişkide açık dil kullanmamaları, ne istediklerini ve neyi istemediklerini ifade etmemeleri hatta kimi zaman bu konuda kendi farkındalıklarına da sahip olmayışları ilişkiyi zorlamaktadır. Bireyin kendisini tanıyamadığı durumda eşini tanıyabilmesi de mümkün değildir. Kendi duygularını, sınırlarını tanıyan ve ifade edebilen, açık dil kullanan çiftler, ilişkide karmaşık bir problemi çözmeye çalışmaktan kurtularak, gerçek duyguların hâkim olduğu daha sağlıklı bir ilişki yaşayacaklardır. Bunu çiftler bazen tek başlarına yapamazlar. Bu durumda Evlilik terapisti İstanbul da düşünülmesi gereken önemli bir seçenek haline gelir.

Dur ! Demezsek, Bitti ! Diyebiliriz

Sağlıksız ilişkiler evliliği tüketmektedir. Sağlıksız ilişkilerin yaşandığı, evlilik doyumunun olmadığı, kişi için değerini kaybetmiş bir evlilik, boşanmayla sonuçlanmamışsa bile bu evliliğin sona ermediği anlamına gelmez. Gizli ‘sona ermiş’ evlilikler konusunda istatistiki kanıt bulmak zordur. ‘Çocuklar yüzünden’ ya da ‘boşanma kocanın mesleğini mahvedeceği için’, eşler birlikte yaşamaya devam edebilir. Bazen de, dedikodulara güvensiz bir yaşantıya ve boşanmak için gereken yorucu işlere katlanmaktansa, yetersiz bir evliliğe katlanmak daha ‘kolay’dır. Evliliklerinin bir felaket olduğunu rahatlıkla itiraf edebilen pek çok kimse, boşanmayı akıllarından bile geçirmemişlerdir. Ailede daha önce boşanma söz konusu olmamışsa ve evlilikten pek fazla bir şey beklenmiyorsa çoğunlukla bu durumla karşılaşılır. A.B.D.’nde yapılan bir araştırma, her üç çiftten birinde, tekrar evlenme söz konusu olsa eşlerin birbirini seçmeyeceklerini göstermiştir. Bu sonuç, gizlice ‘sona ermiş’ evliliklerin sayıca son derece fazla olduğunu kanıtlamaktadır.

Evliliğinizi hayata karşı birlikte mücadele ettiğinizi gerçekten hissedebileceğiniz bir evliliğe dönüştürmeye gayret edin. Eğer bunun için sarf ettiğiniz gayretler bir işe yaramıyorsa, ilişkinizin geleceğine yönelik  alacağınız kararlara ileri de keşke dememek için , bu gayreti bu kez bir evlilik terapisti rehberliğinde deneyimleyebilirsiniz.  Uzun yıldır emek verdiğiniz evliliğiniz son bir şansı her zaman hak eder. Değerlendirmeniz dileklerimle.

 

Sevgiyle Kalın..

 

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Evlilik Terapisti & Cinsel Terapist

Evlilik Nedir, Nasıl Olmaldır ?

Evlilik pek çok kimse için en anlamlı kişiler arası ilişkidir. Evlilik çeşitli düşünürler tarafından çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Bazılarına göre evlilik bir “sözleşme”, kurumlaşmış bir yaşam yolu, başlangıcı bir sözleşme ile başlayan ilişkiler sistemidir. Bazılarına göre de, evlilik hukuki olarak bir kadınla bir erkeği, karı- koca olarak birbirine bağlayan ilişkidir. Fakat ister hukuki bir ilişki, ister bir sözleşme olsun evliliğin ilginç yönü, evlilik sözleşmesinde iki değil “üç tarafın” bulunuşudur. Evlilik bir kadın, bir erkek tarafından akdedilen, fakat toplum adına devletin doğrudan doğruya ilgilendiği ve üzerinde kontrol hakkı ve yetkisi olan bir ilişki biçimidir.

Bazı hukukçular modern görüşü esas alarak evlenmeyi, bir kadınla bir erkeğin yeni bir aile kurmak ve birbirlerine karşı sadakat ve yardımda bulunmak üzere yasanın, dinin, kamu vicdanının doğru bulduğu bir birleşme şekli olarak tanımlar. Barners ise eşler arasındaki ilişkiyi ön plana çıkardıkları tanımlarında evliliği, “birbiriyle etkileşim halinde olan, aralarında yakın ilişkilerin bulunduğu bireylerden oluşan dinamik bir birim olarak tanımlamaktadır.”

Evlilik, karşılıklı cinsel doyumun sağlanmasını, birlikteliği, dayanışmayı ve bunların yanında, neslin devamını sağlayan bir ilişki biçimidir. Bu ilişkinin sürmesi, üstelik mutlu, yaratıcı ve geliştirici biçimde sürmesi asıl hedeftir.

Evlilik, karşılıklı bir dayanışma, toplumsal onaylamayla gerçekleşmiş bir sözleşme ve tüm toplumsal yasaklamaların kırılarak cinsel gereksinmelerin karşılıklı olarak doyuma ulaştırılmasına izin verilen bir kaynaştırmadır.

Evlilik iki kişinin kendilerini birbirlerine adayacakları ve ömür boyu sevecekleri varsayımı üzerine kurulan, beraberinde ortak paylaşım alanlarını içinde barındıran ve zorunlu kılan, olumlu ya da olumsuz bir duygu alışverişi sunan ilişki çeşitidir. Toplumun onayladığı, bireylerin maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılandığı bu ilişki, başarılı yürütüldüğü zaman çiftlerin en öncelikli doyum kaynağı olur, başarılı yürütülemezse çiftleri yıpratır ve çeşitli psikolojik hastalıklara sebep olur. Amaç her ne olursa olsun öncelikli olarak bireylerin psikolojik durumunun gözetilmesidir. Çünkü ancak psikolojik iyi oluş içinde olan bireyler sağlıklı evlilikler kurabilir, sürdürebilir ve ancak bu yolla sağlıklı toplumlar oluşur. Nitekim , farklı cinsten iki kişinin beraberliklerini resmileştirmesiyle oluşturdukları bu yapıda temel işlevin, kişilerin temel biyolojik, sosyal ve psikolojik gereksinimlerini karşılamalarıdır.

Evlilik kararının verilmesi ve nikâh akdinin gerçekleşmesiyle evlilik hayatı başlamış olur. Farklı cins ve ortamda yetişen iki insan bu evlilik süreci ile hayatı birlikte yaşamaya başlar. Eşler arası iletişim, bu evliliğin ömrünü, kalitesini, eşlerin manevi/ruhsal gelişimine katkısını belirleyen yegâne ölçüttür. Eşlerin iletişim biçimi, birbirini anlama ve rol paylaşımı evliliğin ilk yıllarında şekillenir. Bu önemli dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılabilmesi evliliğin temellerini sağlamlaştırmaktadır.

 

İlişkisel Tartışmalarınız için Öğrenmeniz Gereken 2 Şey

Hemen her terapist ve kişisel gelişim kitabı sorunların çözümünde iletişimi ve sözcüklerin gücünü vurgular. Birçoğu mükemmel öğütler verir. Ama doğru sözcükler ilişkilerin kopmasını önlemeye yeterli olsaydı, şimdiye kadar üzücü boşanma oranlarından kurtulmanın yolunu konuşarak bulmuş olurduk. Çiftler çoğunlukla doğru sözcükleri papağan gibi tekrarlamayı öğrenir ama konuşmalarını birbirlerine yönelik derin bir anlayışa dayandırmazlar. Fransızca cümleleri ezberlemeyi öğrenmeye benzer bu. Ne anlama geldiklerini bilmezseniz, Fransızca konuşuyor olmazsınız.

Yakınlık Nasıl Oluşur ?

Çiftler birbirlerini derin bir düzeyde anlayıp bu bilgiyi birbirlerine sevecen bir biçimde ifade edebildiklerinde, aralarında gerçek bir yakınlık oluşur. Uyum sağlama dediğimiz bu beceri, kimi şanslı çiftlerin neredeyse doğuştan gelme özelliğidir ama birbirlerine en az onlar kadar bağlı pek çok çift bu konuda zorlanır. Neyse ki uyum, neredeyse tüm çiftlerin öğrenebileceği ‘ya da güçlendirmeyi öğrenebileceği’ becerilerden oluşur.

Çift terapisi ‘nde amacımız, insanların birbirlerinin acı verici duygularını sakinleştirip, yatıştırabilmesidir. Ben acı verici bir duygumu sana açıklarım, sen de bana uyumlu bir cevap verirsin ve bağlanmayı teşvik edecek bir cevap verirsin. Kendimi kötü hissettiğimde eşimin beni yatıştırmasına ihtiyacım olması, patolojik bir şey değildir.

Bir Araştırma : Buz Deneyi

İnsanların sevdikleri birinin elini tuttuklarında acıyı daha fazla tolere edebileceklerini gösteren araştırma sonuçları, kanıtlar vardır. Eğer odada bir arkadaşları varsa ve ellerini tutuyorsa o zaman daha fazla acıya tolerans gösterebiliyorlar Eğer odada bir yabancı varsa, o zaman daha az tolerans gösterebiliyorlar. Örneğin, bunu denemek için insanların elini buzun içine koyuyorlar eğer odada bir yabancı varsa, şu kadar dakika tutabiliyor elini buzda. Ama eşi veya sevdiği bir arkadaşı varsa daha fazla tutabiliyor. Çünkü sevdiğiniz biriyle birlikte olmak, oksitosin salgılanmasına neden olur ve bu yatıştırmacı bir kimyasaldır.

Partnerimizin Bizi Yatıştırması Yeterli mi ?

Sevdiklerimizin bizi rahatlatması ve desteklemesi bize faydalıdır. Duygu odaklı evlilik terapisi olarak ilk amacımız budur. Sonra buna şunu da ekliyoruz. Karşısındakinin yatıştırmasının yanı sıra insanlar kendilerini de yatıştırmayı da öğrenmelidir. İnsanların sadece eşini değil kendini de yatıştırmasını sağlaması ve bunu öğrenmesi önemli.

Kendi Kendimizi Yatıştırmaya Ne Zaman İhtiyaç Duyarız ?

Bu iki durumdan meydana gelebilir. Eş yanında mevcut olmadığı zaman. Fiziksel olarak orada olmayabilir veya ikincisi duygusal açıdan mevcut olmayabilir. “Çok üzgünüm, o sırada yalnızım bir şeylere ihtiyacım var. Ama eşim başka bir şeye kaygılanıyor veya başka bir şeyle ilgileniyor ve bana cevap veremiyor”. O durumda kendimi yatıştırabilmeliyim.

İlişki de Merhem Olan Şey Ne ?

Bir kişi kendi içsel kırılganlığını duygularını açıkladığı zaman,  bu düzeltici bir duygusal deneyim, iyileştirici bir duygusal deneyim olabilir. Ben kendimi değersiz, yetersiz veya sevilemeyecek bir insan olarak hissediyorsam ve bunu açıkladıktan sonra olumlu bir cevap alırsam, bu iyileştirici bir deneyimdir.

Değişimin kalıcı olması için sadece eşimizi yatıştırmayı öğrenmek değil, kendi kendimizi de yatıştırmayı öğrenmemiz de şarttır. Eşimiz bizi düzenlemek üzere orada olamadığı zaman, bunu kendi başımıza yapabilmeliyiz. Ama ilk olması gereken eşlerin birbirlerinin duygularını düzenleyebilmeleridir.

Sevgiyle kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisi