Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Tartışmada Eşler Birbirini Yatıştırmalı

Hemen her terapist ve kişisel gelişim kitabı sorunların çözümünde iletişimi ve sözcüklerin gücünü vurgular. Birçoğu mükemmel öğütler verir. Ama doğru sözcükler ilişkilerin kopmasını önlemeye yeterli olsaydı, şimdiye kadar üzücü boşanma oranlarından kurtulmanın yolunu konuşarak bulmuş olurduk. Çiftler çoğunlukla doğru sözcükleri papağan gibi tekrarlamayı öğrenir ama konuşmalarını birbirlerine yönelik derin bir anlayışa dayandırmazlar. Fransızca cümleleri ezberlemeyi öğrenmeye benzer bu. Ne anlama geldiklerini bilmezseniz, Fransızca konuşuyor olmazsınız.

Yakınlık nasıl oluşur

Çiftler birbirlerini derin bir düzeyde anlayıp bu bilgiyi birbirlerine sevecen bir biçimde ifade edebildiklerinde, aralarında gerçek bir yakınlık oluşur. Uyum sağlama dediğimiz bu beceri, kimi şanslı çiftlerin neredeyse doğuştan gelme özelliğidir ama birbirlerine en az onlar kadar bağlı pek çok çift bu konuda zorlanır. Neyse ki uyum, neredeyse tüm çiftlerin öğrenebileceği ‘ya da güçlendirmeyi öğrenebileceği’ becerilerden oluşur.

Çift terapisi ‘nde amacımız, insanların birbirlerinin acı verici duygularını sakinleştirip, yatıştırabilmesidir.

Ben acı verici bir duygumu sana açıklarım, sen de bana uyumlu bir cevap verirsin ve bağlanmayı teşvik edecek bir cevap verirsin. Kendimi kötü hissettiğimde eşimin beni yatıştırmasına ihtiyacım olması, patolojik bir şey değildir.

İnsanlar sevdiklerinin yanında acıyı daha fazla tolere edebiliyor

İnsanların sevdikleri birinin elini tuttuklarında acıyı daha fazla tolere edebileceklerini gösteren araştırma sonuçları, kanıtlar vardır.

Eğer odada bir arkadaşları varsa ve ellerini tutuyorsa o zaman daha fazla acıya tolerans gösterebiliyorlar.

Eğer odada bir yabancı varsa, o zaman daha az tolerans gösterebiliyorlar. Örneğin, bunu denemek için insanların elini buzun içine koyuyorlar eğer odada bir yabancı varsa, şu kadar dakika tutabiliyor elini buzda. Ama eşi veya sevdiği bir arkadaşı varsa daha fazla tutabiliyor. Çünkü sevdiğiniz biriyle birlikte olmak, oksitosin salgılanmasına neden olur ve bu yatıştırmacı bir kimyasaldır.

Partnerimizin bizi yatıştırması yeterli mi

Sevdiklerimizin bizi rahatlatması ve desteklemesi bize faydalıdır. Duygu odaklı evlilik terapisi olarak ilk amacımız budur. Sonra buna şunu da ekliyoruz: Karşısındakinin yatıştırmasının yanı sıra insanlar kendilerini yatıştırmayı da öğrenmelidir. İnsanların sadece eşini değil kendini de yatıştırmasını sağlaması ve bunu öğrenmesi önemli.

Kendi kendimizi yatıştırmaya ne zaman ihtiyaç duyarız

Bu iki durumdan meydana gelebilir. Eş yanında mevcut olmadığı zaman. Fiziksel olarak orada olmayabilir veya ikincisi duygusal açıdan mevcut olmayabilir. Çok üzgünüm, o sırada yalnızım bir şeylere ihtiyacım var. Ama eşim başka bir şeye kaygılanıyor veya başka bir şeyle ilgileniyor ve bana cevap veremiyor; o durumda kendimi yatıştırabilmeliyim.

İlişkide merhem olan şey ne

Bir kişi kendi içsel kırılganlığını duygularını açıkladığı zaman, bu düzeltici, iyileştirici bir duygusal deneyim olabilir. Ben kendimi değersiz, yetersiz veya sevilemeyecek bir insan olarak hissediyorsam ve bunu açıkladıktan sonra olumlu bir cevap alırsam, bu iyileştirici bir deneyimdir.

Değişimin kalıcı olması için sadece eşimizi yatıştırmayı öğrenmek değil, kendi kendimizi de yatıştırmayı öğrenmemiz de şarttır. Eşimiz bizi düzenlemek üzere orada olamadığı zaman, bunu kendi başımıza yapabilmeliyiz. Ama ilk olması gereken eşlerin birbirlerinin duygularını düzenleyebilmeleridir.

Sevgiyle kalın..

 

Uzm. Psk. Dan. Eyüp Sarı

Çift ve Evlilik Terapisi

 

Aşkın Dansı : Duygu Odaklı Çift Terapisi

Son on yıl içerisinde, evlilik terapisi alanında bir patlama yaşandığı söylenebilir. Araştırmalarda, terapide en sık karşılaşılan problemin, kişilerin partnerleri ile tatmin edici yakınlıkta bir ilişki kuramamaları olduğu belirtilmiştir. Bu konulara müdahaleler için talebin artması ile birlikte, kişilerin yakın ilişkilerini olumlu yönde etkileyecek iyi tanımlanmış yaklaşımlar ve stratejiler denenmiş ve geliştirilmiştir.

DOÇT, İlişkilerde duygusal yaşantıların gücüne ve bu gücün yakın bağları yeniden inşa etmekte nasıl kullanılacağına odaklanmaktadır. Terapinin amacı, böyle bir bağın sağlamlığını belirleyen erişebilirliği ve duyarlılığı artırmaktır. Bu, kendiliğin yeni çehrelerinin ilişkiye dahil edilmesi ve ilişkideki konumların daha esnek ve uyumlu hale getirilmesi ile sağlanır. Dr.Susan Johnson, Duygu Odaklı Terapiyi çiftlerle kullanmaya başlayan ilk kişidir, yaklaşımında bağlanma teorisi de önemli bir yer tutmaktadır.

Duygu odaklı terapi (EFT) isminden, bu yaklaşımda bilişin ve davranışın önemsiz olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Basitçe kastedilen, duygunun yaşantılanması ve ifade edilmesinin çiftlerin ilişkilerini yaplandırma ve değiştirme süreçlerinin merkezinde değerlendirildiğidir.

Duygu Odaklı Çift Terapisi Nerede Kullanılmaz?

Duygu odaklı terapi (EFT), her derde deva bir mucizevi ilaç olarak değil, uygulama alanımıza çeşitli müdahale paketleri ile katkıda bulunan bir terapi olarak geliştirilmiştir. Bu müdahaleler, diğer tüm müdahalelerde olduğu gibi danışanın kısa ve uzun vadeli emellerine, rahatsızlık düzeyine, var olan probleme ve işleme stiline uygun olmalıdır.Başarılı olabilmesi 3 başlık kontrol edilmelidir. Aşağıdaki durumlar varsa başarı şansı düşüktür.

  • Taciz : Süregelen Duygusal/Fiziksel Taciz
  • Bağımlılık : Süregelen Her Tür
  • Aldatma : Başka Biriyle Süregelen Duygusal, Fiziksel ya da Cinsel İlişki

Evlilik terapisi uygulamak, iki kişi arasındaki duygusal konuşmalara karşı artmış bir hassasiyet gerektirir. Terapiye gelen çiftler genellikle acı içindedir. Hisleri ve ihtiyaçları anlaşılmamakta, istekleri karşılanmamaktadır. Partnerlerinin kendilerini önemsemediğini hissederler. Partnerlerin bu acılarına ulaşmalarına yardım eden ve iletişim kurmalarına yardımcı olan bir terapi, ilişkinin kalitesinde belirgin bir fark yaratacaktır.

Duyguların Kategorilendirmesi

Terapötik değişikliğin yaratılması sürecinde duygu ile çalışırken, duygusal dışa vurumları sınıflara ayrıştırmak faydalı olacaktır. Duygular 2 kategoride incelenebilir: ” birincil duygular” ve “ikincil duygular” olarak iki kategoridir.

Bize problem çözmede yardımcı olarak adaptif biyolojik bilgiyi yalnızca birincil duygular taşır. İkincilduygusal tepkiler sıklıkla savunmacı baş etme stratejileri şeklindedir, değişimi sağlama amacına zarar verirler, hatta dışa vurumları genellikle problem yaratıcıdır.

Birincil duygular genellikle eşleri yakınlaştırır, ikincil duygular eşleri uzaklaştırır.

İkincil Duygular

Davranışçı ekolün ve kognitif davranışçı ekolün temsilcileri sıklıkla bu ikincil cevapların terapide by pass edilmesi ya da atlanması gereken duygular olduğunu savunurlar. Bu ikincil tepkiler çoğunlukla bilinç düzeyindedir ve bu duyguların yoğunluğunu azaltmak sıklıkla çift terapisi için bir motivasyondur. Örneğin, bir kişinin eşine karşı öfkesi yada kırıcılığı yardım istemesi için bir neden olabilir. Kin, öfke ve kıskançlık gibi potansiyel tehlikeli duygu türevleri de bu ikincil kategoriye aittir.

Terapi de ikincil tepkilere ulaşmak ya da onları körüklemek arzulanan bir şey değildir, oldukça zarar verici olabilir. Ancak ikincil duygular, altta yatan düşünce ve hisleri keşfetmek için önemli bir ipucudur. Bu nedenle terapist ikincil tepkiler ile birincil biyolojik adaptif duygusal yanıtların ayrımını iyi yapmalıdır. Bu bir klinik değerlendirme meselesidir; örneğin öfke şiddet görmüş olmaya karşı gelişen birincil affektif bir yanıt da olabilir, altta yatan korku ya da incinmişliğe karşı ikincil bir tepki de olabilir. Örneğin; kocasına sinirli şekilde ‘’yanıt vermediğinde beni sinirlendiriyorsun” diyen bir kadın, sinirli bir şekilde “Bana kim olacağımı ve işimi nasıl yapacağımı söyleme!’’ diyen diğer bir kadından çok daha ifade ediyor olabilir. İlk durumda kadın incinmiş ve reddedilmiş hissetmektedir ve kızgınlığı altta yatan adaptif üzüntü hissi ve temas ihtiyacını maskelemektedir.

Altta Yatan Duyguya Ulaşmak

Birincil duygular, ikincil tepkisel duyguların aksine, kişi terapiye geldiğinde tam farkındalık düzeyinde değildirler. Hatta kabul edilmemiş, inkâr edilmiş ya da dikkate alınmamışlardır. Öyle gözükmekte ki bu duygularla tanışmak ve iletişime geçmek terapötik değişikliğe yardımcı olmaktadır. Bir kadının eşine uzaklığının altında yatan yalnızlık ya da korku duygularını tam anlamıyla yaşantılayabilmesi veya bir erkeğin hissettiği acıyı suçlamalarda bulunmadan yaşantılayabilmesi, bu çiftin gerçek yakın bir iletişime geçmesini sağlayacaktır.

Birincil duygular, duyusal ve algısal bilgilerin sentezlenmesi sonucu farkındalığa ulaşırlar. Böylece yeni anlam şekilleri oluşturmamıza ve içsel yaşantıları yeni bir şekilde organize etmemize yardımcı olurlar.

Örneğin, bir kadının çenesindeki kasılmaya, karnındaki gerginliğe ve içe kapanma isteğine dikkat etmeye başlaması onun etrafa mesafeli duruşunu kırmaya yardımcı olacak; korkularını ve kendini koruma ihtiyacını fark etmesini sağlayacaktır.

Ne Hedeflenir ?

DOÇT ’nin amacı, sorunlu etkileşimsel ve duygusal alanın değiştirilmesi ve böylece bireylerin ve etkileşimlerin daha işlevsel ilişkilerle sonuçlanacak şekilde yeniden düzenlenmesi olarak tanımlanabilir. DOÇT ’nin ana amaçlarından biri duygusal bağın yeniden yapılandırılması böylece de partnerler arasında durmaksızın kendini yenileyen bir ben-sen ilişkisinin teşvik edilmesidir.

Aile, evilik ve çift problemleri kişilerin içinde bulunduğu işlevsiz durumlardan köken alır. Çift terapisinin amacı, bu durumları değiştirmektir.

Örneğin; çocuklar ile ilgili sorunları da bulunan bir çift alındığında, terapinin ilk basamağı ebeveynler ve çocuk arasındaki üçgeni kırmak ve ebeveynler arası bir iletişimi sağlamak, böylece birbirleriyle yeni bir şekilde konuşmalarını ve birbirlerini yeni bir şekilde dinlemelerini mümkün kılmaktır. Böylece çift terapisine başlanmış olur, çünkü çift terapisinin amacı duygusal bağı yeniden yapılandırmak, ulaşılabilirliği ve yanıt alınabilirliği artırmaktır.

Bunun için DOÇT, çift arasındaki sorunlu iletişim döngüsünü 9 basamakta çalışır;

Duygu Odaklı Çift Terapisinin 9 basamağı

  1. Çift tarafından getirilen konuların ayrıntılandırılması ve bu konuların ayrışma-bağlanma ve bağımlılık-bağımsızlık alanlarındaki temel çatışmaları ne şekilde dışavurduğunu değerlendirmek
  2. Negatif etkileşim döngüsünü saptama
  3. Etkileşimsel konumların altında yatan kabul görmemiş duygulara ulaşmak
  4. Problem(ler)i altta yatan duygular ışığında yeniden tanımlamak
  5. Kendiliğin kabul görmemiş yönlerinin ve ihtiyaçlarının ortaya çıkarılmasını teşvik etmek
  6. Partnerin yaşantılarının diğer partner tarafından kabul edilmesini teşvik etmek
  7. Etkileşimi yeniden yapılandırmak  için ihtiyaç ve arzuların dışa vurumlarını kolaylaştırmak
  8. Yeni çözümlerin ortaya çıkmasınısağlamak
  9. Yeni konumları sağlamlaştırmak

Sonsöz

Birbirinden farklı ilişki yaklaşımları, değişim süreci için birbirinden farklı odak noktalarına sahiptir. Etkileşim örüntüleri ya içsel bakış açısıyla incelenir, anlamlarınıdeğiştirmek için yeniden çerçevelendirilir, kurallar ve pozitif kontrol teknikleri kullanılarak yapılandırılır. Ya da DOÇT’nde olduğu gibi, altta yatan duygusal durumların düzenlenmesiyle yeniden yapılandırılır.Etkileşimin altta yatan duyguların ışığında yeniden tanımlanması partnerlerin şu anki duygusal durumlarını ve yaşantı örgütlenmelerini de etkiler, onları birbirine daha açık ve duyarlı hale getirir. DOÇT ‘nde kendiliğin ve partnerin yeni yönleri farkındalığa getirilir, göz önüne serilir ve duygusal bağın yeniden yapılandırılması için çiftin etkileşimiyle bütünleştirilir.

 

Sevgiyle Kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

ÇİFT ve EVLİLİK TERAPİSTİ

 

Kaynakça:

  • DOÇT Eğitimi Notları-Dr.Ting Liu
  • DOÇT Uygulamaları Birliktelik Yaratmak-Susan M.Johnson
  • Duygu Odaklı Çift Terapisi-Leslie S. Greenberg&Susan M.Johnson

 

Aşka Yeni Bir Yol : İmago Çift Terapisi

İmago Çift Terapisi birbirine yakın olarak bağlanmış ilişkilerin terapisi ve teorisidir. Ana tezi eşin romantik cazibeye göre seçilmesinde bilinçsiz amacın, çocukluğu bitirmek olduğudur. Bu nedenle eş seçimi, eşlerden birisinin ruhsal simge ile bilinç dışı uyuşmasının sonucudur, bu çocuklukta (İmago olarak adlandırılır) ve cazip eşin belli karakter özellikleriyle oluşturulur.

İmago Eşleşmesi – Bilinçdışı İlişkinin Keşfi

İmago eşleşmesi, eş seçimde belirleyici faktördür. Çünkü bu bağların yenilenmesiyle bütünlüğün iyileştirilmesinin bilinç dışı amacı tarafından yönlendirilir, ben ve benötesi çocukluktaki düş kırıklıkları nedeniyle bozulmuştur. Eşteki pozitif ve negatif karakter özellikleri ile benzer özellikler cazibenin temelini oluşturur. Cazibenin yoğunluğu düş kırıklıklarınabağlı negatif özelliklerdeki uyumun sonucudur.

Romantik sevgi bu nedenle, bir seviyede, tatmin ihtiyacı beklentisinin sonucudur. Daha derinlerde ise asıl bütünlük ve bütüne olan bağlantının geçici deneyimidir. Bundan dolayı tatmin edilmemiş çocukluk ihtiyaçları yetişkin ilişkiye çözüm için taşınır ve bundan dolayı seçilen eş kişinin ebeveynler ile aynı sınırları paylaşır, kaçınılmaz şekilde, bunlar tekrar aktif hale gelir ve düş kırıklıkları tekrar yaşanır.

Romantik hisler, eşler diğer kişiyi ideal eş olmak için zorladıklarında giderek azalır ve kaçınılmaz şekilde iktidar mücadelesi doğar, bu sıklıkla kronik çatışmalara yol açar ve sonucu paralel evlilikler ya da boşanmadır.

İmago Çift Terapisi, çiftlere bir seçenek sunar: ‘’Bilinçli evlilik/adanmış ilişki’’ oluşturarak,eşin bilinçdışı eylemlerinin amacı ile iş birliği yapmalarını sağlar. Bunun için de eşler tatmin edilmemiş çocukluk ihtiyaçları ile yüzleşirler.

Bu hedefi gerçekleştirmek için, İmago Terapistleri birincil terapötik müdahale olarak İmago Diyaloğu adı verilen bir tekniği kullanırlar.

İmago Diyaloğu, İmago Çift Terapisinin temel yaklaşımıdır. İnsanların ilişki içerisindeki temel ihtiyaçlarından yola çıkarak ve bunları kapsayacak şekilde oluşturulmuştur. Çiftlerle güvenli bir ortam oluşturan bu yöntem, karşılıklı anlayışın ve empatinin oluşmasını, geçmişe dönük ilişki yaralarının onarılmasını ve böylece çiftler arasında derin bir iletişimin deneyimlenmesini sağlamaktadır.

İmago Diyaloğunun Doğuşu

Kendi ilişkisi ve diğer evli çiftlerin ilişkisi üzerinde çalışan Harville Hendrix, çocukluk yıllarında anne ve babaları tarafından konuştukları dinlenilmeyen, dikkate alınmayan bireylerin karşısındaki birey tarafından dinlenilme ihtiyacının oldukça yüksek olduğunu fark etmiştir. Bireyler kendileriyle benzer çocukluk problemleri yaşayan bireylerle evlendikleri için eşleri de aynı dinlenilme talebiyle evlilik ilişkisine girecektir. Her iki taraf da dinlenilmeyi beklerken; birbirini dinlemeyecektir. Başka bir deyişle; böyle çiftler arasında bireylerin birbirini sırayla dinlediği diyaloglar çoğunlukla oluşmaz. Hendrix ve eşi Helen imago diyaloğunu, İmago Terapinin özü olarak nitelendirmiştir. Yapılandırılmış bir diyalog olan İmago Diyaloğu, bireylerin birbirlerine duygu düşünce ve isteklerini korkmadan ve sakin bir şekilde anlatabilecekleri çift taraflı bir iletişim tekniğidir. İmago diyaloğu, aslında terapist odaklı, terapistin aktif olarak yer aldığı bir diyalog değildir. Tam aksine; çiftlerin aktif olduğu eş odaklı bir tekniktir. Bu diyaloglar, terapistin kontrolünde yapıldığı gibi terapistin olmadığı ortamlarda da eşler tarafından uygulanabilir. İmago Diyaloğu, bireylerin birbirlerini dinlemelerini garanti altına alır.

İmago Terapistinden Beklenen;

– Çifte İmago Diyaloğu sürecini öğretir
– Gönderici ve alıcının rollerini ve sorumluluklarını yerine getirmesi için koçluk yapar.
– Çifte, hem her birinin kendisi ile hem de partneri ile iletişimini güçlendirmesini sağlamak için koçluk yapar
– Çiftler arasında tepkiselliği yöneterek iletişimin güvenli bölgede kalmasını sağlar.
– Çifti İmago Diyalog tekniklerini evde kullanmaları için teşvik eder.

İletişim, İmago Diyaloğunda tecrübe edildiği üzere terapideki iyileştirici element olarak görülmektedir. Bu nedenle İmago Çift Terapisindeki süreçlerin büyük bir kısmı çoğunluğu partnerler arasında gerçekleşen İmago Diyaloğu aracılığıyla yürütülmektedir. Bununla birlikte, terapist bu süre içerisinde çift arasındaki diyalojik duruşunu her zaman korumalıdır.

İmago Diyaloğu uygulaması için süreç üç basamaktan oluşmaktadır;

Aynalama : Alıcı partnerini dinler ve göndericinin dışa vurduklarını aynen tekrarlar.

Doğrulama : Alıcı söylenenleri kabul ettiğini ve göndericinin bakış açısının duygularını ve deneyimlerini anladığını belirtir.

Empati : Alıcı, göndericinin duygusal deneyimlerini ve düşüncelerini açıklar ve söyledikleri göndericinin söyledikleri ile uyuyor mu kontrolünü yapar.

İmago Diyaloğu’nun kullanımı iletişim ve bağı yeniler, böylece karşılıklı duygusal iyileşme, gelişime yonelik işlemlerin başlaması ve kişisel bütünlüğün iyileşmesinin gerçekleşmesi başarılır. Kişiyle (düş kırıklıkları yaşayan) tekrar bağoluşturulması kişinin sosyal, doğal ve kozmik düzene gerçek bağına olan farkındalığı tekrar kurar. Sürekli olarak kullanıldığında, diyalog ilişkide olmanın yolu olur ve sonunda ruhsal bir uygulamaya evrilir, bilinçli evlilik/adanmış ilişkiyi ruhsal bir yola dönüştürür.

Aşk ile kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyup SARI
Çift ve Evlilik Terapisti

 

Kaynakça:

– Aile Terapisinde Kullanılan Teknikler –Doç.Dr. Şahin Kesici ve Komisyonu
– İmago İlişki Terapisinde Klinik Eğitim- Eğitim Kılavuzu
– Hakettiğiniz Aşkı Yaşayın – Harviile Hendrixe

 

 

Evlilik Neden Çıkmaza Girer ?

Evlilik terapisi ‘ ne başvuran çiftler arasında, iletişim ile ilgili problemler en çok şikayet edilen aynı zamanda da evliliğe en çok zarar veren problemler arasındadır. İki insan aynı ortamda iken aralarında mutlaka bir iletişim vardır. Evlilikte sağlıklı iletişim ise eşlerin birbirlerine verdikleri mesajları aynı anlamda algılamaları ve yanıtı ona göre vermeleri demektir. Karı koca birbirlerine verdikleri mesajları aynı anlamda anlayıp değerlendiremiyorlarsa, ilişkilerinde iletişim yetersizliği var demektir ki bu da evliliği çıkmaza sokar.

Duygularınızı Paylaşmamanızın Altında Ne Yatıyor ?

Duyguların paylaşılmaması, ilişkide doğru olmayan bir savunma mekanizmasıdır. Kaygılarını ve korkularını kişinin içinde yaşayıp, karşısındaki ile paylaşmayıp davranışlarına yansıtması kişinin sağlıklı iletişim kuramadığının göstergesidir. Kişinin ilişkide konuşmamasının özünde genellikle kaybetme korkusu vardır. Bu nedenle ilişkilerini içlerinden geldiği gibi yaşayamayabilirler. Kaybetme korkusu yüzünden açık olamama, alttan alma, hissettiğinden farklı davranma, eşin ilişkiden ayrılmaması için içindeki duyguları söylememe ve bastırma kişinin ilişkiye bağımlı olduğunu gösterir. Kaybetme korkusu iki durumdan kaynaklanır. Birincisi sevilen bir kişiyi kaybetme korkusudur. İkincisi ise ihtiyacı karşılayan kişiyi kaybetme korkusudur. Yani ayrılık sonrasında oluşacak yeni sürece hazır olmamayı dolayısı ile o insana duyulan ihtiyacı temsil eder. Bu durum ise karşıdaki insanın sevgi nesnesi değil lazım olan bir nesne olduğu anlamına gelir. Bilinmesi gereken; korku ve ihtiyaç, sevgi değildir. Birinci durumda sevilen kişinin kaybedilme korkusu nedeniyle duyguları paylaşmama durumunun temelinde ise kırılmaktan korkma vardır.

Gerçekte korku ve kaygı içeren davranışlar kişiyi korumaz. Kişinin duygularını açıkça yaşamaması ve ifade etmemesi, karşıdakinin kişiye karşı gerçekte ne hissettiğinin, değer verip vermediğinin de görülmesini engeller. Çünkü kişi duygularını ne istediğini bildirmeyerek kırılma riskini göze almamış olur. Her şekilde duyguları açmama, ilişkiyi bulanıklaştırır. Çiftlerin duygularını paylaşması, iletişime emek vermesi ise ilişkiyi besler. Eşlerin birbirlerini anlamaya çalışmasına, kendilerini değiştirmeye çalışmalarına, çaba harcamalarına fırsat verir. Harcanılan emek, eşi ilişkiye bağlar. Çünkü kendisini önemli ve değerli hissettirir.

Evlilik ilişkisi ve tüm kadın erkek ilişkilerinde, çatışmalar sağlıklı iletişim kurulamaması ile beslenir ve büyür. Yukarıda belirtildiği gibi yakın ilişkilerde çatışma doğaldır. Doğal olmayan kişilerin kendisini yani duygu ve düşüncelerini tam ve doğru olarak yansıtmamasıdır.

İletişim iyi evliliklerin bir belirleyicisidir. İnsanların sahip oldukları iletişim becerileri evlilikten elde edecekleri doyumun ve mutluluğun düzeyini etkileyecektir.

 

Sevgiyle kalın.

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisi

Bebekle Birlikte Evlilikteki Değişim

Çocuk bir el bombasıdır. Bebeğiniz olduğunda, evliliğinizde bir patlama meydana gelir, toz duman yatıştığında ise, evliliğiniz eskisinden farklıdır. Ne mutlaka daha iyi, ne de mutlaka daha kötü ama farklıdır. Der, Nora Ephron. İnsanların çift olmaktan ebeveyn olmaya nasıl geçiş yaptığını inceleyen neredeyse her yapıt, onun görüşünü doğrulmaktadır. Bir bebek evlilikte sismik değişiklikler yaratır. Bunlar çoğu zaman kötü yönde değişikliklerdir. Yapılan araştırmalarda ilk bebeğin doğumundan bir yıl sonra, kadınların yüzde 70’inin evlilikten duyduğu hoşnutluğun hızla azaldığını gösteriyor. Kocanın hoşnutsuzluğu ise genellikle daha geç, karısının mutsuzluğuna bir tepki olarak başladığı görülüyor. Bu derin sıkıntıların pek çok nedeni vardır.

Bir bebek sahibi olmak, yeni annede kaçınılmaz olarak başkalaşıma neden olur. Çocuğuna karşı beslediği derin sevgisinin benzerini daha önce hiç hissetmemiştir. Anneliği yeni tadan biri, neredeyse her zaman hayatından köklü bir anlam değişikliği yaşar. Çocuğu için büyük bir özveri de bulunmaya istekli olduğunu keşfeder. Bu küçük, narin canlıya karşı duygularının yoğunluğu onu korkutur ve şaşırtır. Ebeveynlik deneyimi yaşamlarını öylesine değiştirir ki, kocası bunu kendisiyle birlikte yaşamazsa, aralarına mesafe girmesi gayet doğaldır. Kadın, çocuğu da içeren yeni bir ‘’biz-lik’’duygusunu kucaklarken, kocası hala eski ‘’biz’’i özlüyor olabilir. Bu nedenle de eşinin, ona artık çok az zaman ayırıyormuş gibi görünmesine, her zaman böyle yorgun olmasına, bebeği beslemekle bu kadar sık meşgul olmasına sinirlenmemek elinde değildir. Bebek arkada oturamayacak kadar küçük olduğu için bisikletle sahile gidememelerine canı sıkılır. Çocuğunu sever ama karısını da geri ister. Erkek ne yapmalıdır?

Bu ikilemin yanıtı basittir: Karısını geri alamaz;girdiği yeni alemde onu izlemesi gerekir. Evlilikleri ancak o zaman gelişmeye devam edebilir. Bunu yapabilen bir erkek, çocuğundan nefret etmez. Artık yalnızca bir koca değil, bir baba olduğunu da hisseder. Yavrusuyla gurur duyar, onu şefkatle korumak ister.

Oysa Evlilik ve Aile, taban taban karşıt değildir.Aynı kumaştan dokunmuşlardır. Evet, çiftin arada bir zamanlarını bebekten uzak geçirmeleri gerekir. Ancak bu geçişin üstesinden gelirlerse, bebek hakkında konuşmaktan vazgeçemeyeceklerini, bunu yapmak istemediklerini keşfedeceklerdir. Birlikte çocuk olduktan sonraki o ilk yemeği bile, evi en azından iki kez aramadan bitiremeyebilirler. Bu çiftlere çoğunlukla yanlış bir şey yaptıkları izlenimi verilir çünkü kendi ilişkilerini ebeveynlik rollerine göre ikinci konuma getirmişlerdir. Sonuç olarak daha fazla stres altında olduklarını kafalarının iyice karıştığını hissederler. Oysa aslında, çok doğru bir şey yapmışlardır.Buradaki önemli nokta, işin içinde birlikte olmalarıdır. Karı-koca bu felsefi değişimi ne denli birlikte yaşarlarsa, ebeveyn-çocuk ilişkisi de, evlilikte o denli başarılı olur.

İşte size, çiftlerin ebeveynliğe geçerken birbirine bağlı kalmalarına yardımcı olacak birkaç tavsiye..

Evliliğinizdeki Dostluğa Odaklanın

Daha bebek doğmadan, birbirinizi ve birbirinizin dünyasını tam anlamıyla tanımaya çalışın. Aynı ekipten olduğunuz sürece, geçişte kolay olacaktır. Eşini tanıyan bir koca, anneliğe doğru yolculuğunda ona daha iyi uyum sağlayacaktır.

Bebek Bakımından Babayı Dışlamayın

Yeni anneliğin coşkusuyla kadın, kimi zaman kocasına karşı her şeyi bildiğini sanan biri gibi davranır. Bebeğin bakımını paylaşma fikrini sözde onaylarken kendine bir gözetmen rolü biçerek, emir vermese de yeni babayı durmadan yönlendirir; hatta kendi istediği biçimde davranmıyorsa, ‘‘Onu öyle tutma’’,’’Gazını yeterince çıkarmadın’’,’’Banyo suyu çok soğuk’’ diyerek azarlar. Bazı kocalar bu engel karşısında geri çekilmekten,uzmanlık rolünü eşlerine bırakmaktan alabildiğince mutluluk duyar ve kendi yetersizliklerini kabullenirler. Bunun üzücü sonucu ise gitgide daha az şey yaptıkları için giderek daha az başarılı olmaları ve kendi çocuklarının bakımında kendilerine daha az güvenmeleridir. Kaçınılmaz olarak da, daha fazla dışlandıklarını hissetmeye başlarlar.

Çözüm basittir. Yeni annenin geri adım atması gerekir. Bebeğin gazını çıkartmanın birden fazla yolu olduğunu anlamalıdır. Eğer kocasının yöntemini beğenmiyorsa, bebeğin onun da çocuğu olduğunu ve birden fazla ebeveynlik tarzından yarar göreceğini anımsamalıdır.

Babanın, bebeğin oyun arkadaşı olmasına izin verin

Bazı erkekler, çocuğun büyüyüp yürümesine, konuşmasına ve oyun oynayabilmesine kadar, kendilerini ona çok bağlı hissetmediklerini itiraf ederler. Ne yazık ki o zamana dek aileden uzak durmaları, evliliklerinde gedikler açar. Erkeklerin çocuklarına ‘’bağlanma’’larının daha uzun sürmesinin nedeni, sayısız incelemeninde doğruladığı gibi, kadınların çocuklarına karşı daha şefkatli, erkeklerinse genelde daha oyuncu olmalarıdır. Çoğu erkek çaresiz bir bebekle oyun oynanamayacağını varsaydığı için de, çok önemli olan ilk yılın büyük bir bölümünde çocuğuna karşı bağlılık duymaz.

Ancak bebeğiyle zaman harcayan babalar, onun yalnızca ağlayan, meme emen, yorulup uyuyan bir canlı olmadığını keşfedeceklerdir. Yeni doğmuş bir bebek bile harika bir oyun arkadaşı olabilir. Bebekler henüz 3 haftalıkken gülümsemeye başlarlar. Daha da önce hareketleri gözleriyle izleyebilirler. Kısa süre de büyük bir zevkle bacaklarıyla tekme atarak kıkırdarlar. Kısacası, banyo yaptırarak, altını bağlayarak ve besleyerek bebeğini tanıyan bir baba, kaçınılmaz olarak onunla oynamayı sevdiğini ve yaşamında özel bir rolü olduğunu keşfedecektir.

İkinize Zaman Ayırın

Ebeveynliğe geçiş, evliliğin kendisine öncelik tanımayı da gerektirir. Bu nedenle, biraz baş başa kalabilmek için bir bebek bakıcısından, bir akrabadan yada bir arkadaştan yararlanmalısınız. Ancak unutmayın ki, eşinizle’’baş başa’’ kaldığınız zamanların çoğunu sonuçta bebekten söz ederek geçiriyorsanız, başarısız değil başarılı sayılırsınız. Bebek büyüyüp yürümeye başladığında , sonra da okul çağına geldiğinde , baş başa konuşmalarınızın her zaman çocuğunuz ve ebeveynlik rolünüzle ilgili olmadığını keşfedeceksiniz.

Babanın İhtiyaçlarına Karşı Duyarlı Olun

Erkek, iyi bir takım oyuncusu ve ebeveynliğe geçişi eşiyle birlikte başaran biri olsa bile, yine de bebeğin annesine bunaltıcı ve bitmeyecekmiş gibi görünen gereksinimi karşısında kendini bir şeklide yoksun hissedecektir. Kendi önceliğinin yerini bebeğin gereksinimlerinin almasını entelektüel açıdan anlasa bile, eşini özleyecektir. Eşi, vazgeçtiği şeyleri taktir ederek, yaşamında hala çok önemli bir yeri olduğunu söyledikçe, ona daha fazla anlayış gösterip destek verebilecektir. Kadının sadece evliliğe ayıracak zamanı hiç olmuyorsa, erkek kendini ilişkiden geri çekme eğilimine kapılacaktır.

Anneye Bir Fırsat Tanıyın

Anne, doğum sonrası her gün harika deneyimler yaşamakla birlikte, bitkin de düşebilir. Eşinin çalışma saatlerini değiştirip eve daha erken dönmesi ve hafta sonlarında ona uyma, bir arkadaşını görme, film izleme ya da yeniden dışarıdaki dünyanın bir parçası olduğunu hissedebilmek için başka şeyler yapma fırsatını tanıması, evliliklerine yarar sağlar.

Bu tavsiyelere uyan çiftler, ebeveynliğin ilişkilerini aşağı çekmek yerine birbirlerine karşı yeni bir yakınlık, anlayış ve sevgi düzeyine yükselttiğini keşfedeceklerdir.

Makalemde, çocuk sahibi olduktan sonra evlilikte karşılaşılan sorunları çözmenize yardımcı olmak için pratik tavsiyelerde bulunmaya çalıştım. Ancak zaman zaman, bir çatışmayı sona erdirmeye ne kadar çaba harcarsanız harcayın bir türlü beceremezsiniz. Böyle oluyorsa, kalıcı bir sorunla uğraşıyorsunuz demektir. Evliliğinizi uzlaştırılamaz farklılıklarınızdan nasıl kurtaracağınızı veya koruyacağınızı evlilik terapisi üzerine profesyonel bir yardım alarak keşfetmeyi deneyebilirsiniz.

Sevgiyle..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Evlilik Terapisti & Cinsel Terapist
Kaynakça:
-Evliliği Sürdürmenin Yedi İlkesi-John GOTTMAN

-Ben Anneme Dedim Ki-Güler YÜCEL

Evlilik Nedir, Nasıl Olmaldır ?

Evlilik pek çok kimse için en anlamlı kişiler arası ilişkidir. Evlilik çeşitli düşünürler tarafından çeşitli şekillerde tanımlanmıştır. Bazılarına göre evlilik bir “sözleşme”, kurumlaşmış bir yaşam yolu, başlangıcı bir sözleşme ile başlayan ilişkiler sistemidir. Bazılarına göre de, evlilik hukuki olarak bir kadınla bir erkeği, karı- koca olarak birbirine bağlayan ilişkidir. Fakat ister hukuki bir ilişki, ister bir sözleşme olsun evliliğin ilginç yönü, evlilik sözleşmesinde iki değil “üç tarafın” bulunuşudur. Evlilik bir kadın, bir erkek tarafından akdedilen, fakat toplum adına devletin doğrudan doğruya ilgilendiği ve üzerinde kontrol hakkı ve yetkisi olan bir ilişki biçimidir.

Bazı hukukçular modern görüşü esas alarak evlenmeyi, bir kadınla bir erkeğin yeni bir aile kurmak ve birbirlerine karşı sadakat ve yardımda bulunmak üzere yasanın, dinin, kamu vicdanının doğru bulduğu bir birleşme şekli olarak tanımlar. Barners ise eşler arasındaki ilişkiyi ön plana çıkardıkları tanımlarında evliliği, “birbiriyle etkileşim halinde olan, aralarında yakın ilişkilerin bulunduğu bireylerden oluşan dinamik bir birim olarak tanımlamaktadır.”

Evlilik, karşılıklı cinsel doyumun sağlanmasını, birlikteliği, dayanışmayı ve bunların yanında, neslin devamını sağlayan bir ilişki biçimidir. Bu ilişkinin sürmesi, üstelik mutlu, yaratıcı ve geliştirici biçimde sürmesi asıl hedeftir.

Evlilik, karşılıklı bir dayanışma, toplumsal onaylamayla gerçekleşmiş bir sözleşme ve tüm toplumsal yasaklamaların kırılarak cinsel gereksinmelerin karşılıklı olarak doyuma ulaştırılmasına izin verilen bir kaynaştırmadır.

Evlilik iki kişinin kendilerini birbirlerine adayacakları ve ömür boyu sevecekleri varsayımı üzerine kurulan, beraberinde ortak paylaşım alanlarını içinde barındıran ve zorunlu kılan, olumlu ya da olumsuz bir duygu alışverişi sunan ilişki çeşitidir. Toplumun onayladığı, bireylerin maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılandığı bu ilişki, başarılı yürütüldüğü zaman çiftlerin en öncelikli doyum kaynağı olur, başarılı yürütülemezse çiftleri yıpratır ve çeşitli psikolojik hastalıklara sebep olur. Amaç her ne olursa olsun öncelikli olarak bireylerin psikolojik durumunun gözetilmesidir. Çünkü ancak psikolojik iyi oluş içinde olan bireyler sağlıklı evlilikler kurabilir, sürdürebilir ve ancak bu yolla sağlıklı toplumlar oluşur. Nitekim , farklı cinsten iki kişinin beraberliklerini resmileştirmesiyle oluşturdukları bu yapıda temel işlevin, kişilerin temel biyolojik, sosyal ve psikolojik gereksinimlerini karşılamalarıdır.

Evlilik kararının verilmesi ve nikâh akdinin gerçekleşmesiyle evlilik hayatı başlamış olur. Farklı cins ve ortamda yetişen iki insan bu evlilik süreci ile hayatı birlikte yaşamaya başlar. Eşler arası iletişim, bu evliliğin ömrünü, kalitesini, eşlerin manevi/ruhsal gelişimine katkısını belirleyen yegâne ölçüttür. Eşlerin iletişim biçimi, birbirini anlama ve rol paylaşımı evliliğin ilk yıllarında şekillenir. Bu önemli dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılabilmesi evliliğin temellerini sağlamlaştırmaktadır.