Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Duyguları İfade Etmenin Gücü

İnsanlar kaygılarını sürdürürken bunu değişik şekillerde ortaya çıkarırlar; birbirlerine saldırırlar, eleştirirler. Biz bu döngüyü ortaya çıkarıp, onların içerideki, bunun altında yatan duygularına erişmek isteriz. Ama sonra evlilik terapisti olarak şöyle düşünürsünüz.

’’Bu sorunun çözümünün ne olduğunu bilmiyorum. Benim işim bu değil. Benim işim, birbirlerinin kırılgan duygularını görmeleri.’’

Benim klinik deneyimlerime göre, bunu yaptığımız zaman insanları içine düştükleri çıkmaza getiriyoruz. Tıkandıkları yere getiriyoruz ve o tıkandıkları yerde tutuyoruz. Orada, o tıkandıkları yerde eğer o iç duygularını açıklamaya başlarlarsa o zaman o tıkanıklık çözülüyor. Çünkü ortadan kalkıyor. İnsanların duygularını duyduğumuz zaman onlara karşı merhamet duymaya başlarız. Çiftlerde halk dilinde söylersek, o noktada daha olgun bir şekilde davranmaya başlarlar.

Evlilik Terapisinde Hedef Nedir ?

Bu insanların yaptıkları çoğu uyumsuz davranışların, yani içki içmek, kendilerini kesmek, öfkelenmek bunlar hep bu ayrılıkların, kısır döngülerin, bitmez tartışmaların çözümlenememesi nedeniyle oluyor. Biz çift ve evlilik terapisi ‘nde tıkandıkları noktada onları tutup birbirlerine, en içlerindeki bağlanma ve kimlikle ilgili kırılgan duygularını birbirlerine açmalarını sağlamaya çalışıyoruz.

Birbirlerini dinlerken artık saldırıya geçme ve savunma gibi bir durum olmadığı için bu tehlike sistemleri sinyal vermeyecek, alarm çalmayacaktır. Eğer bu ilişkiyi devam ettirmek istiyorlarsa, o zaman karşındakilerini dinlemeye başlayacaklardır.

Ben çift terapisi ‘nde bütün bunları onlara da söylüyorum ve yüzleştiriyorum bu soruyla, bu konuyla.

’Eğer ilişkinizi devam ettirmek istiyorsanız, bu problemi çözmeniz lazım. Ben bunu sizin adınıza çözemem diyorum. Yapabileceğimiz şey; şu ana kadar size sorun yaratmış olan, bir sorun haline gelmiş olan bu negatif iletişim döngünüzü ilişkinizden atmanızda yol gösterici olmak.’’

diyerek her seferlerinde bunun kendinleri için önemini farkettirmeye çalışıyoruz duygu odaklı çift terapisti olarak.

 

Sevgiyle kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SAR

ÇİFT VE EVLİLİK TERAPİSTİ

Bağımlı İlişki Neyin Eksikliğidir ?

Bağımlılığımızın nesnesi bizim daha üstün gücümüz haline gelir: İrademizi ve hayatımızı eşimize havale ederiz. Tek bir kişiye, onun hikayesi ve/veya bu kişiyi nasıl düzelteceğimize bu kadar odaklanmak zihnimizi yıllarca meşgul edebilir. Ruhsal aydınlanmaya, yaratıcı işlere veya özgürce dans edebilecek onca zamanı aşırı bağımlılık soğurmaktadır artık. İşte ‘’açgözlü tefeci’’ bağımlılık, potansiyelimizi bu şekilde yağmalar ve bizi ‘’anlaşılmaz bir moral bozukluğuna’’ iter.

Bağımlılığın 2 Büyük İronisi ?

Sağlıklı ilişki kuranlar bağlanır, tutunmaz. Ancak bize sahip olmayana sahip olabiliriz. Bu da bizi bağımlılığın 2 büyük ironisine götürür:

  1. Tutkun olduğumuza sahip olamayız. Bir nevi, avucunun içinde hissedince tutku gidiyor az az.
  2. İkinci ironi, kendimizden başkasına güvenmek istediğimiz ölçüde kendimizi güvensiz hissetmemizdir.

Bir eşin, hayatımız ve düşüncelerimiz üzerinde ne büyük bir etki yaratır hale geldiğini fark etmek ürkütücüdür kimi zaman. Daha da yaklaşmak için tam da korktuğumuzu gerçekleştirecek şekilde davranabiliriz! Kadınlara bağımlı olan erkekler kendilerine şu soruyu sorabilirler:

’Kadınları, kendi ayakları üzerinde duramayan bir yanımı ayakta tutmak için mi kullanıyorum?’’

Bağımlı Olmak ne Sağlar ?

On sekiz yıl boyunca çocuklarımıza, yirmi yıl işimize, on dört yıl fiziksel bir bağımlılığa odaklanıyor, üç yıl bir kadın ya da erkeği takıntı haline getiriyoruz. Kimileri çakışan bu aşamaların her biri, belki de bizi kendi iç yaşamımızdan güvenli bir biçimde uzak tutmaya hizmet ediyor. Kendimizle benliğimiz arasında hiçbir şey olmamasından korkuyoruz. Gerçekte uçsuz bucaksız bir enginlik olan iç yaşamımızı korkutucu bir boşluk olarak algılıyoruz.

Bağımlılık özlemlerinin zayıflık, hastalık ya da yetersizlik ifadesi olması şart değildir. Bunlara hepimiz adayız. Karşılıksız sevginin arzumuzu artırması ilişkinin doğasında vardır. Aslına bakarsanız, bağımlı bağlılık arketipine tarih boyunca rastlamak  mümkündür. Acıyla gelen sevinç gizeminde yalnız değiliz. Kendimize şefkat beslemek ve içinde bulunduğumuz duruma utanç, pişmanlık ya da kötü niyet olmaksızın eğlenerek bakmak insanlık dramımızı mutlu bir sona ulaştıracaktır.

‘’ Kaynakları içimde olan tutku ve hayatı kazanmayı dışarıdan beklememeliyim. ‘’

Samuel Taylor Coleridge

Bağımlılığın Olumlu Yanları var mı ?

Bağımlılığın sunacak çok az şeyi var görünse de aslında bir çok olumlu tarafı da vardır. Bağımlılıklarımız sayesinde çocukluğumuzdaki kayıplarımızın, ihtiyaçlarımız ve iyileşmemiş yaralarımızın nerede olduğunu görebiliriz. Ne kadar muhtaç, mahrum ve sahipsiz olduğumuzu keşfederiz. Gerçek durumumuzu ortaya çıkarırız, bu da bizi alçak gönüllü kılar. Bağımlılığın ruhsal aydınlanmaya giden başka bir yol haline gelebilişidir bu: Egomuzu, duygularımızın, istek ve ihtiyaçlarımızın kontrolümüz altında olduğuna inanma alışkanlığımızı bırakmamıza yardım eder. Böylece bağımlılık acısı kötü ya da boşuna olmaktan çıkar..

Evlilik terapisi deneyimlerimizde buna sık rastlarız. Biz insanların çarpıcı paradoksudur: Bize aradığımızı verebilecek durumda olmayanlardan alamayacaklarımızın peşindeyizdir. İhtiyacımız olduğunu sandığımızı karşılayamayacaklara umutsuzca ve boşuna dört elle tutunuruz.

Farkındalık, bağımlılık dürtüsünün altında yatan korkudan özgürleşmedir.

 

Sevgiyle kalın.

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift Terapisti & Cinsel Terapist

 

yansıtma

Yansıtma (Projeksiyon)

İlişkinizde, düşmemeniz gereken başka bir tuzak da yansıtma tuzağıdır. Yansıtma yaparken kendi filminizi oynatmak için başka bir insanı perde olarak kullanırsınız. Karşınızda sadece kendi hayallerinizi görür, gerçek bir insan görmeyi başaramazsınız. O insanın neler düşündüğünü bildiğinizi sanırsınız ama aslında gerçek, sadece kendi korkularınızın yansımasıdır. Belki de partnerinizin size anne babanızın davranacağı şekilde davranacağını var sayarsınız. “Sana acımı gösterirsem, bana olan saygını yitirirsin.”

İnsanların bize nasıl tepki vereceğine dair beklentilerimizi, hepimiz anne babalarımızdan öğrendik. Belki de sevgililerinizin akıl okuyamadıkları için asla bilemeyecekleri beklentilerinizi onlara yansıtıyorsunuzdur?

Kendi duygularınıza sahip çıkma sorumluluğunu üstlendiğiniz zaman, yansıtma yapmaktan da vazgeçerek sevdiğiniz insanları bütün muhteşemlikleriyle, kendileri olarak görebilirsiniz.

Aklınızdan partnerinizi suçlayan düşünceler geçtiğini fark ettiğinizde, kendinize şunu sorabilirsiniz: “Burada benimle ilgili olan şey nedir?” İçinizde bulacağınız şey, “Aman Allahım, öfkelendiğim zamanlarda babam gibi davranıyorum.” gibi keşifler yapmanıza neden olabilir. O zaman sevgilinize gidip, olanlar sayesinde zihninizdeki hangi eski kodlanmaları keşfettiğinizi anlatabilir ve onunla birlikte bu konuda ne yapacağınıza dair beyin fırtınası gerçekleştirebilirsiniz.

Her ikiniz de kendi duygularınıza sahip çıkma konusu üstünde çalışırsanız, o zaman partneriniz kendi duygularınızı anlamanızda size yardımcı olabilir ve daha da önemlisi kendisi de size yansıtma yapmamayı başarabilir. O zaman bir daha asla kendinizi başkasının şovunda kullanılan bir kukla gibi hissetmezsiniz…

Sevgiyle kalın..

Psikoterapist Eyüp SARI

 

KAYNAKÇA:

  • Etik Sürtük-Dossie Easton
  • Geçmiş Şimdi Olduğunda-David Richo
terk edileme ve boğulma korkusu

İlişkilerde Boğulma ve Terk Edilme Korkusu

İnsan, hem boğulmaktan hem de terk edilmekten korkabilir. Bu korkuların isimlerini, hatta nereden kaynaklandıklarını dahi bilmeden korkuya kapılırız. Daha da ötesi, fiziksel olarak hatırlandıkları ve muhafaza edildiklerinden, sıradan irade gücüne karşı bağışıklık kazanmışlardır; gerçek uyaranlara gösterilen otomatik tepkiler gibi görünürler. Söz gelimi güçlü bir boğulma korkusu yaşayan biri, kucaklaşmayı bile tehdit olarak algılayabilir.

Her hücresinde, işlemediği cinayetlerin öfkesiyle volta atan bir mahkûmun olduğu bir vücudun gardiyanı mıyız?

Yakınlık ihtiyacı ile yakınlık korkusu arasında durmadan gidip geliriz. Çocukluk yıllarımızda ana veya babamız veya her ikisi de bizi ilgi, takdir ve şefkate boğ duysa kimliğimizin tehlikede olduğu hissine kapılmış olabiliriz. Bunun bir sonucu olarak da kimliğimizi kaybetme korkusuyla, etrafımıza katı sınırlar çizmeyi öğrenmiş olabiliriz. Kucaklamaları geri çevirdik, bizden istenenlere hayır dedik ve ilgiden saklandık. Sonunda kendimize bir duvar örerek tehlikeli sevgilerin yanında, ne yazık ki diğer bütün sevgileri de uzak tutmayı başardık.

Şu an ki ilişkilerimiz de yaşadığımız şeyse, aradaki ayrımı yapamıyoruz !!

Bunu anlamak, kendimizde ya da başkalarında geri çekilmenin şefkati tetiklemesine yol açar. Boğulma korkusu, anne veya babamızın kendi ihtiyacını karşılamak için bizi istismarından kaynaklanmış olabilir. Fiziksel, cinsel veya duygusal olarak kötüye kullanılmış olabiliriz. Böyle bir çocuk, yetişkin yaşlarında kendisine doğru yollardan yaklaşan biri (sevgilisi,eşi vs.) karşısında bile korkacaktır. Terk edilme korkusunun kaynağı ise gayet masum bir şey olabilir. Örneğin annesi bir süre hastanede kalan çocuk, terk edilmekten korkmuş olabilir.

Yakınlık,boğulma ve terk edilme korkusu anlaşılması güç ve uzun ömürlüdür, bundan ancak üzerinde çalışarak, üstüne giderek veya psikoterapötik yardım alarak kurtulabiliriz. Bunu da karşımızdakinin sevgimizi ne kadar ve nasıl göstereceğimizi kontrol etmesine değil, yönlendirmesine izin vererek başarırız.

Çift terapisi oturumlarında zaman zaman çalıştığımız, sevgiyi doğru kanaldan, tehdit oluşturmayacak şekilde yönlendirmeye yöneliktir.

Kontrolü bu şekilde elden bırakmak, sevgiyi tehdit içermeyecek bir şekilde de alsa; yakınlıktan korku duyan biri için ürkütücüdür. Bizi asıl korkutan yakınlığın kendisi değil, uyandırdığı hislerdir. Boğulma korkusu olan birine yakınlık, eski ve tanıdık bir döngüyü, yakınlığı takip eden terk edilme veya istismarı hatırlatır. Bu durumda yetişkin olduğumuzda zihinsel olarak olmasa de hücresel olarak, birisi bize yaklaşacak olursa ya bizi terk edeceğine ya da istismar edeceğine inanırız. Böylelikle beden hafızamız da ki şu anla hiç alakası olmayan hisler, bugünkü ilişkimizi etkiler. İlişkinizdeki süreçle hiç alakası olmayan duyguların, sizi ve ilişkinizi mahkum etmesine izin vermeyin..

 

Sevgiyle kalın..

 

Psikoterapist Eyüp SARI

 

Kaynakça:

  • Olgun İlişkiler – David Richo
  • Bağlanma Korkusu – Stefanie Stahl

Bağımlı İlişkiler ve Tutku Nasıl Ölür ?

On sekiz yıl boyunca çocuklarımıza, yirmi yıl işimize, on dört yıl fiziksel bir bağımlılığa odaklanıyor, yedi yıl bir kadın ya da erkeği takıntı haline getiriyoruz. Kimilerinde çakışan bu aşamaların her biri, belki de bizi kendi iç yaşamımızdan güvenli bir biçimde uzak tutmaya hizmet ediyor. Kendimizle benliğimiz arasında hiçbir şey olmamasından korkuyor, gerçekte uçsuz bucaksız bir enginlik olan iç yaşamımızı korkutucu bir boşluk olarak algılıyor olabilir miyiz?

Tutkunun Ölmesi

Muhtemelen öyle ki, bu boşluğu bağımlılık nesnelerimizle tamamlamaya çalışıyoruz. İçinde tutku olmayan bir ilişki de yapışıklık halen devam ediyorsa, orada bağımlı bir ilişkiden söz edebiliriz.

Güven ve emniyeti kendi içimizde sağlayarak içten bir yakınlık arayışına girdiğimizde, yolumuz umutsuzluğa kapılmamış ve bizimle benzer bir arayış içerisinde olan kişilerle buluşuruz. Gereksinim duyduğumuz şey doyurulmaktan çıkıp, zenginleşmeye doğru evrilir. Henry David Thoreau bunu şu şekilde dile getirmiş: ‘’Dostum, sana artık gereksinim duymadığım da geleceğim. O zaman bir düşkünler eviyle değil, bir sarayla karşılaşacaksın.’

Bu Duygusal Açlık Nereden Gelir?

Çocukluğumuzda duygusal gereksinimlerimiz karşılanmamışsa ve biz de bu eksikliği gidermeye çalışmamışsak bir yetişkin gibi ilişki kurmaya hazır olmayabiliriz. Çocukluğumuzda eksikliğini çektiğimiz şeyi düzeltecek veya onun yerine geçecek bir ilişki arayışına girebiliriz.

Bize ebeveynlik edecek birini arayabiliriz. Eşimiz de ebeveynimizmiş gibi davranıp bu gereksinimimizi karşılayabilir.

Fakat böyle bir rolü üstlenen eşin de kendi çocukluğuna dair henüz çözemediği meseleleri vardır muhtemelen. Tencere kapak misali birbirleriyle eşleşmişlerdir, literatürde imago eşleşmesi olarakta geçer. Bu tür bir ilişkide eşlerin hiçbiri yetişkin gibi davranmaz.

Dahası, ebeveyn çocuk ilişkisinden hazzetmeyen Eros çiftin yatak odasını kısa sürede terk eder. 

Bu aşamada cinsel terapi desteği almaya gelen çiftlerde, ilişkiyi sarmış olan ebeveyn çocuk ilişkisi döngüsünü yetişkin yetişkine bir ilişki haline getirmeye çalışırız. Eğer bu sağlanabilirse, EROS’un tekrar ilişkiye dahil olabildiğini görüyoruz.

İlişki de Olması Beklenen nedir?

Neyse ki, güven ve emniyet duygusuna çocuklar kadar gereksinim duymayız yetişkinliğimizde. Güven ve emniyete eğer çocukluğumuzdaki kadar gereksinim duyuyorsak, bizi himayesine alıp göz kulak olan bir eşe takılıp kalabiliriz. Olgun bir ilişkide sevgilerini karşılıklı gösteren, birbirine eşit iki birey vardır. İlişkimizde güvenlik arayışında olursak ebeveyn figürüne bağımlı oluruz. Bu durum güven duyma biçimimizi etkiler. Ebeveyn çocuk ilişkisinde duyduğumuz güven, koşulsuz ve körü körünedir. Yetişkin olarak ilk önce kendi arka bahçemizde güvenliği, iç huzuru yakalamalıyız.

Bağımlılık özlemlerinin zayıflık, hastalık ya da yetersizlik ifadesi olması şart değildir. Bunlara hepimiz adayız. Karşılıksız sevginin arzumuzu artırması ilişkinin doğasında vardır. Acıyla gelen sevinç gizeminde yalnız değiliz. Kendimize şefkat beslemek ve içinde bulunduğumuz duruma utanç, pişmanlık ya da kötü niyet olmaksızın eğlenerek bakmak insanlık dramımızı mutlu bir sona ulaştıracaktır.

 

Sevgiyle kalın.

 

Uzm.Psk.Dan.Eyup SARI

EVLİLİK ve CİNSEL TERAPİST

 

Kadın Karşısında Başarısız Olma Korkusu, Erkekte Neyi Tetikler ?

Cinsel işlev bozuklukları için, yardım almak isteyen erkeklerin çoğunluğu bekârdır. Bir kadınla karşılaşınca “sertleşemiyorum’’ diye yakınan genç bekâr erkekler, genellikle ilk cinsel deneyimlerini genelevi kadınlarıyla gerçekleştirme girişiminde bulunmuşlardır.

Cinsel eğitimsizlik, toplumsal değerlendirmeler ve başka nedenlerle ilk deneyimlerinde başarısız olan bu erkekler genelde, ‘’ben öldüm, mahvoldum, artık erkek değilim’’ anlamına gelen bir ruhsal tedirginlik gösterirler.

Büyük bir bölümü de ruhsal çöküntüye uğrayıp yıkılıyor. Övündüğü o penisi artık söz dinlemiyordur, haliyle bir yıkım oluyor tabii.

Çünkü cinsel ilişkilerde, kadınla birliktelikte erkekçe davranışın kanıtlanması yalnızca sertleşen bir penisle mümkün görülmektedir. Erkeklik organının sertleşmesi ve bunun bir süre devam ettirilmesinin ‘erkekliğin’ gücü olarak algılanması yaygın bir eğilimdir. Dolayısıyla kadın karşısında başarısız olma korkusu, erkekte ereksiyon sorunlarını tetikleyebiliyor. Kadınlar için de cinsel ilişki sırasında erkekten beklenenlerin başında onları cinsel doyuma ulaştıran ve sertliğini erken yitirmeyen penis gelmektedir. Çünkü çoğu cinsel yakınma, ‘işini bitirince kocam sırtını dönüp uyuyor’ biçiminde, erkeğin karısından önce boşalmasından ( erken boşalma ) ve penis sertliğinin kaybolmasından ( empotans ) kaynaklanmaktadır.

Her iki cins için bu anlamda önemli olan penis sertliği, korunmak istenen, sürdürülmek istenen bir erkeklik gücü olarak algılandıkça, bunu yitirme korkusu erkekte daha da artıyor ister istemez. Görüşüme göre,

Freud’un ortaya koyduğu ‘hadım edilme korkusu’ nun kökeninde, erkeğin kadın karşısında penis sertliğini yitirmenin ve kadını cinsel doyuma ulaştıramamanın doğurduğu kaygı yatmaktadır.

Bu kaygı da, ‘erkekliğimi kanıtlayamayacağım’ korkusundan ileri gelmektedir. Burada erkeğin sertleşemezken hissettiği kaygı, çocukken ki bilinçdışı hadım edilecek miyim kaygısıyla eşdeğerdir.

Yukarıda bahsettiğim, kişinin kendine ait sorunlu değer yargıları ve benlik sayısı sertleşme sorunlarının nihai sebebidir. Empotans tedavisi de, kişinin bu yanlış inanışlarının giderilmesi ve kendilik değerinin organizasyonu üzerine, eş terapisi formatında yapılmaktadır. Sertleşme sorunu yaşayan kişinin partneri önemli bir konuma sahiptir, cinsel terapi sürecinde.

Kadınlar erkeklere göre inanılmaz derecede güçlüler. Güçten kastım erkekler üzerindeki o sihirli etkilerinden. Erkeklerin, duygusal anlamda hayatlarına devam edebilmeleri için kadınlara ihtiyacı var.

‘’Kadınlık  sanatı, erkeğe kastrasyon korkusu yaşatmadan var olabilme ve yönetme sanatıdır.’’

Onların onayı, desteği ve cesaretlendirmeleri kendilerinden emin yaşamalarını sağlıyor. Kadınların ilgisi ve sağladıkları rahatlık, yaşamlarındaki erkeklerin güvende olduklarını ve destek aldıklarını hissetmelerine yardım eder. Tam tersi durumlarda ise erkekte cinsel sorunlar ortaya çıkıyor. Terapilerde yapmaya çalıştığımız şey, erkeğin ihtiyaçlarını ve hissettiği yetersizlik duygusunu dile getirmesi, kadının da bir dans gibi erkeğe eşlik ederek. Onu olduğu gibi kabul ettiğini, taleplerini partnerine herhangi bir başarısızlık duygusunu hissettirmeden söylemesi ve davranmasıdır.

Sevgiyle kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Cinsel Terapist