Where Can I Buy Vermox Buy Finasteride Proscar/Propecia Get Colchicine Canada Buy Naltrexone Low Dose Adalat Xl 30 Mg Effets Secondaires
Bize Mesaj Yollayın
info@terapilife.net
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

İkileme Girmek ‘Gitmek mi Kalmak mı?’

Seçiminizi “nasıl” yapacağınız yaşamsal önem taşır çünkü farkına varmanın ve ‘Artık böyle devam edemeyeceğim’ diye düşünmenin hemen ardından pek azımız ilişkimizin geleceği hakkında doğru bir karar verme konumunda olur. Aslında çoğumuz bir sonraki adım hakkında çelişik duygular yaşarız. Sonra çatışan dürtülerimiz bizi şaşkına çevirir. İlişkiyi sürdürmek imkânsız gibi. Bırakıp gitmek daha da kötü gelir. Ne yapmalı?

Tavsiyem: Bu noktada geri alınamaz kararlar vermeyin. Benim deneyimlerime göre en akıllıca ilk adım, ikilemin içine girip bir sonraki adım iyice netleşene kadar ikilemin içinde kalmayı kabul etmektir.

Carl Jung’un “Hayatın Evreleri” başlıklı makalesinde ileri sürdüğü gibi, “hayatın öğle sonrasını, hayatın sabahına uygun bir programa göre yaşayamayız çünkü sabah büyük olan ne varsa akşam küçük olacaktır ve sabah gerçek olan ne varsa akşam bir yalana dönüşmüş olacaktır.”

İlişki dünyasında bu; 19 yaşında ihtiyaç duyduğum türden aşk ve dostluğun, 43 yaşındayken ihtiyaç duyduğumla aynı olmayacağı anlamına gelir. Yakınlık ve destek tanımınız da farklı olacaktır. Nasıl ki bir iş sözleşmesini zaman içinde gözden geçirip revize etmek gerekirse, ilişkide de aynı gereklilik vardır. Ancak bu gözden geçirme, hem cesareti ve içe bakışı ve hem de konfor alanımızdan -yani kim olduğumuzu düşündüğümüzün ve ilişkimizde olduğumuz yere nasıl geldiğimizin hikâyesini sakladığımız alandan- ayrılmaya hazır olmayı gerektirir.

İlişkinizi gözden geçirirken, acılarınızın bir kısmına partnerinizin veya hatta daha önce yaşadığınız ‘negatif iletişim döngüsü’ nün sebep olmadığını fark edip şaşırabilirsiniz. Katı gerçek şudur ki;

Başka bir kişiyle ilişkiniz sizi yalnızlıktan, düş kırıklığından ve hayatın geçiciliğinden koruyamaz.

Eğer sizi tatmin etmediği için direkt ilişkiyi sorumlu tutarsanız içinizdeki gerçek arayışı kaçırırsınız. Sonuçta kendi yolculuğumuzu yalnız yaparız.

Eğer şimdi güdüleriniz, pişmanlık ve hatalarınız, ihtiyaç ve arzularınızla dürüstçe uzlaşmak için zaman ayırırsanız, seçeneklerinizi değerlendirmek ve ilişkiniz hakkında akıllıca bir karar verebilmek için çok daha iyi donanımlı olursunuz. Bu aşamada kendiniz hakkında öğrenebildikleriniz, partnerinizle birlikte kalsanız da kalmasanız da size yararlı olacaktır.

Sevgiyle kalın..

 

Psikoterapist Eyüp SARI

 

 

KAYNAKÇA:

– Carl Jung’un “Hayatın Evreleri”

– Linda Caroll “Aşkın Döngüsü”

yansıtma

Yansıtma (Projeksiyon)

İlişkinizde, düşmemeniz gereken başka bir tuzak da yansıtma tuzağıdır. Yansıtma yaparken kendi filminizi oynatmak için başka bir insanı perde olarak kullanırsınız. Karşınızda sadece kendi hayallerinizi görür, gerçek bir insan görmeyi başaramazsınız. O insanın neler düşündüğünü bildiğinizi sanırsınız ama aslında gerçek, sadece kendi korkularınızın yansımasıdır. Belki de partnerinizin size anne babanızın davranacağı şekilde davranacağını var sayarsınız. “Sana acımı gösterirsem, bana olan saygını yitirirsin.”

İnsanların bize nasıl tepki vereceğine dair beklentilerimizi, hepimiz anne babalarımızdan öğrendik. Belki de sevgililerinizin akıl okuyamadıkları için asla bilemeyecekleri beklentilerinizi onlara yansıtıyorsunuzdur?

Kendi duygularınıza sahip çıkma sorumluluğunu üstlendiğiniz zaman, yansıtma yapmaktan da vazgeçerek sevdiğiniz insanları bütün muhteşemlikleriyle, kendileri olarak görebilirsiniz.

Aklınızdan partnerinizi suçlayan düşünceler geçtiğini fark ettiğinizde, kendinize şunu sorabilirsiniz: “Burada benimle ilgili olan şey nedir?” İçinizde bulacağınız şey, “Aman Allahım, öfkelendiğim zamanlarda babam gibi davranıyorum.” gibi keşifler yapmanıza neden olabilir. O zaman sevgilinize gidip, olanlar sayesinde zihninizdeki hangi eski kodlanmaları keşfettiğinizi anlatabilir ve onunla birlikte bu konuda ne yapacağınıza dair beyin fırtınası gerçekleştirebilirsiniz.

Her ikiniz de kendi duygularınıza sahip çıkma konusu üstünde çalışırsanız, o zaman partneriniz kendi duygularınızı anlamanızda size yardımcı olabilir ve daha da önemlisi kendisi de size yansıtma yapmamayı başarabilir. O zaman bir daha asla kendinizi başkasının şovunda kullanılan bir kukla gibi hissetmezsiniz…

Sevgiyle kalın..

Psikoterapist Eyüp SARI

 

KAYNAKÇA:

  • Etik Sürtük-Dossie Easton
  • Geçmiş Şimdi Olduğunda-David Richo
terk edileme ve boğulma korkusu

İlişkilerde Boğulma ve Terk Edilme Korkusu

İnsan, hem boğulmaktan hem de terk edilmekten korkabilir. Bu korkuların isimlerini, hatta nereden kaynaklandıklarını dahi bilmeden korkuya kapılırız. Daha da ötesi, fiziksel olarak hatırlandıkları ve muhafaza edildiklerinden, sıradan irade gücüne karşı bağışıklık kazanmışlardır; gerçek uyaranlara gösterilen otomatik tepkiler gibi görünürler. Söz gelimi güçlü bir boğulma korkusu yaşayan biri, kucaklaşmayı bile tehdit olarak algılayabilir.

Her hücresinde, işlemediği cinayetlerin öfkesiyle volta atan bir mahkûmun olduğu bir vücudun gardiyanı mıyız?

Yakınlık ihtiyacı ile yakınlık korkusu arasında durmadan gidip geliriz. Çocukluk yıllarımızda ana veya babamız veya her ikisi de bizi ilgi, takdir ve şefkate boğ duysa kimliğimizin tehlikede olduğu hissine kapılmış olabiliriz. Bunun bir sonucu olarak da kimliğimizi kaybetme korkusuyla, etrafımıza katı sınırlar çizmeyi öğrenmiş olabiliriz. Kucaklamaları geri çevirdik, bizden istenenlere hayır dedik ve ilgiden saklandık. Sonunda kendimize bir duvar örerek tehlikeli sevgilerin yanında, ne yazık ki diğer bütün sevgileri de uzak tutmayı başardık.

Şu an ki ilişkilerimiz de yaşadığımız şeyse, aradaki ayrımı yapamıyoruz !!

Bunu anlamak, kendimizde ya da başkalarında geri çekilmenin şefkati tetiklemesine yol açar. Boğulma korkusu, anne veya babamızın kendi ihtiyacını karşılamak için bizi istismarından kaynaklanmış olabilir. Fiziksel, cinsel veya duygusal olarak kötüye kullanılmış olabiliriz. Böyle bir çocuk, yetişkin yaşlarında kendisine doğru yollardan yaklaşan biri (sevgilisi,eşi vs.) karşısında bile korkacaktır. Terk edilme korkusunun kaynağı ise gayet masum bir şey olabilir. Örneğin annesi bir süre hastanede kalan çocuk, terk edilmekten korkmuş olabilir.

Yakınlık,boğulma ve terk edilme korkusu anlaşılması güç ve uzun ömürlüdür, bundan ancak üzerinde çalışarak, üstüne giderek veya psikoterapötik yardım alarak kurtulabiliriz. Bunu da karşımızdakinin sevgimizi ne kadar ve nasıl göstereceğimizi kontrol etmesine değil, yönlendirmesine izin vererek başarırız.

Çift terapisi oturumlarında zaman zaman çalıştığımız, sevgiyi doğru kanaldan, tehdit oluşturmayacak şekilde yönlendirmeye yöneliktir.

Kontrolü bu şekilde elden bırakmak, sevgiyi tehdit içermeyecek bir şekilde de alsa; yakınlıktan korku duyan biri için ürkütücüdür. Bizi asıl korkutan yakınlığın kendisi değil, uyandırdığı hislerdir. Boğulma korkusu olan birine yakınlık, eski ve tanıdık bir döngüyü, yakınlığı takip eden terk edilme veya istismarı hatırlatır. Bu durumda yetişkin olduğumuzda zihinsel olarak olmasa de hücresel olarak, birisi bize yaklaşacak olursa ya bizi terk edeceğine ya da istismar edeceğine inanırız. Böylelikle beden hafızamız da ki şu anla hiç alakası olmayan hisler, bugünkü ilişkimizi etkiler. İlişkinizdeki süreçle hiç alakası olmayan duyguların, sizi ve ilişkinizi mahkum etmesine izin vermeyin..

 

Sevgiyle kalın..

 

Psikoterapist Eyüp SARI

 

Kaynakça:

  • Olgun İlişkiler – David Richo
  • Bağlanma Korkusu – Stefanie Stahl

Sizin Ailenizde Bir Üçgenleme Var mı ?

Üçgenleme, sorunlu ailelerde yaygın olarak görülen koruyucu bir iletişim mekanizmasıdır. Burada iki aile bireyi arasında var olan çatışma su yüzüne çıkarılmadan, ihtiyaçların üçüncü bir kişi tarafından tatmin edilmesi yoluyla korunma gerçekleşir.

Örnek vermek gerekirse, karı koca arasında duygusal bir uzaklık varsa, koca sevilmeye duyduğu ihtiyacı karşılayabilmek için başka bir kadınla evlilik dışı bir ilişki kurabilir. Eşi bu macerayı keşfettiği zaman bütün suçu ‘öteki kadın’a yükler. ‘Öteki kadın’ üçüncü kişi olur ve üçgen ortaya çıkar.

Kadın bütün suçu üçüncü kişiye yüklemiş, kendisini reddedilmekten korumuştur. Bu durumda, asıl sorun ortaya konmamış, evlilikteki çatışma da çözülmeden kalmıştır elbette.

 

Üçüncü kişi bazen de ailenin iki üyesi arasındaki çatışmayı başka bir yöne çevirmek için araya girer. Çoğu zaman anne babasının tartışmalarında ‘arabuluculuk’ yapan çocuk üçüncü kişiye dönüşebilir. Bu, aşırı narsiszmin söz konusu olduğu veya anne babanın sık sık açıkça kavga ettiği durumlarda tipik olarak ortaya çıkar.

Çocuklar anne babalarına öylesine bağımlıdırlar ki ailede uyumu sağlayabilmek için her şeyi yaparlar.

 

Üçgenlemeyle, çocuk anne baba arasındaki çatışma olasılığını azaltır. Çok huzursuz ailelerde, çocuk annesiyle babası arasında çatışma çıkacağını sezdiği anda hastalanabilir. Annesiyle babası arasında kavga tehlikesi ortaya çıktığı zaman astım veya yalancı-sara krizleri yaşayan çocuklarla çalışmalarım oldu. Bu üçgen şöyle bir resim verebilir:

Karı koca arasındaki veya ebeveynle çocuk arasındaki sorunlara tanık olan kayınvalide-kayınpeder de çoğu zaman üçgen yaratabilir. Ancak aileye müdahale ettikleri zaman, gerçek sorunların açıkça konuşulup bir çözüme kavuşturulmasını engellemiş olurlar. Bu müdahalenin ardında, karı koca arasında uyumlu bir ilişki kurulursa, kayınpeder-kayınvalidenin aileyi denetleme olanağını kaybedeceği korkusu yatmaktadır belki de. Bu nedenle böl ve yönet stratejisi devreye girmiş olabilir. Karı koca dışardakilerin aileye karışmasına engel olmalıdır.

Ailenin mimarları olan anne babanın, mutlu bir aile yaratma görevini üstlenmeleri için, bilgiye, birbirlerinin ve başka anne babaların desteğine ihtiyacı vardır.

Anne veya baba ya da her ikisi bu  önerileri takip etmekte zorlanıyorsa ve çapraşık hale gelmiş aile ilişkilerini düzeltmek için sürekli bir çaba içindeyse; bir evlilik terapisi ‘ne, anne babaları eğiten bir grup çalışmasına, bir klinik psikoloğa, bir psikoterapiste veya psikanaliste ya da aile konusunda deneyimli bir danışmana başvurarak, dışardan yardım almasında yarar vardır.

Sevgiyle kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisti

 

Kaynakça:

  • Aile Terapisi Yöntem ve Teknikleri – Nobel Yayınları

 

KLEPTOMANİ (ÇALMA HASTALIĞI)

Kleptomani kişisel kullanım ve maddi değeri için gereksinim duyulmayan nesneleri çalmaya yönelik dürtülere karşı koyamama olarak adlandırılan bir dürtü kontrol bozukluğudur. Kleptomanların genelde çaldıkları eşyanın ederini ödeyecek maddi güçleri vardır ve maddi kazanç elde etmek için hırsızlık yapmazlar. Kleptomanlar genellikle maddi değeri olmayan şeyleri çalarlar ve çalma dürtüsü dayanılmayacak seviyelere çıkabilir.

Bir kleptomanın amacı çalınan eşyaya sahip olmak değil çalma eyleminden önce yaşadığı huzursuzluktan kurtulmak ve çalma eyleminin verdiği hazzı yaşamaktır. Bu yönüyle hırsızlıktan ayrılmaktadır.Çalma eyleminin öncesinde giderek artan bir gerginlik hissi oluşmaya başlar çalma eyleminden sonra rahatlama ve haz meydana gelir.

Kleptomani bir dürtü kontrol bozukluğu olması sebebiyle çalma eyleminden önce kontrol edilmesi güç bir gerginlik meydan gelir ve bu gerginlik çalma eylemi gerçekleştirilene kadar artmaya devam eder, çalma eylemiyle beraber gerginlik yerini rahatlamaya bırakır.

Kleptomanide utanılacak bir eylem gerçekleştirildiği için gizli tutulur oranları hakkında kesin bir bilgi olmamakla beraber kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görüldüğü söylenmektedir.

Yukarıda bahsi geçen belirtilere sahip bireylerin uzman yardımı alması tavsiye edilmektedir.

ALIŞVERİŞ BAĞIMLILIĞI

Alışveriş bağımlılığı ya da alışverişkoliklik olarak adlandırılan kontrol bozukluğunda birey hissettiği huzursuzluktan kurtulmak ve rahatlamak için ihtiyacı olup olmadığına bakmaksızın alışveriş yapar. Bağımlılarda bu davranış örüntüsü bir yaşam biçimi haline gelmiştir. Alışveriş esnasında ve sonunda bir keyif alma ve rahatlama hissi meydana gelir fakat bir müddet sonra bu rahatlama ve keyif hissinin yerini suçluluk ve pişmanlık duyguları alır.

Alıveriş bağımlılığı birçok bağımlılıkla benzer bir görüntü vermektedir. Bağımlı olunan durum ya da madde olmadan aşırı gergin ve huzursuz hissetme bu durum ya da maddenin alımında ve temininde huzur ve rahatlama hissi ve bir müddet sonra ortaya çıkan pişmanlık duygusuyla karakterize olmuş bir görüntü vermektedir.

Alışveriş bağımlılığı olan bireylerin dikkat etmesi gereken bir takım önleyici müdahaleler vardır;

– Alışveriş esnasında nakit para ya da hesap kartı kullanılmalı
– Varsa birden fazla kredi kartı teke indirilmeli ya da tamamen kapatılmalıdır
– Alışverişe çıkmadan önce bir liste yapın ve o listenin dışında bir şey almayın
– Alışverişe çıkarken sizin bu dürtünüzü kontrol etmenize yardımcı olacak biriyle çıkın
– Kendinizi kötü hissedip alışveriş yapma dürtüsü ağır bastığında spor yapın yürüyüşe çıkın bu esnada yanınıza para almayın.

Yukarıdaki önerilere uymanıza rağmen bir gelişme sağlayamıyorsanız bir uzmandan yardım almanız sizin için iyi olacaktır.