Bize Mesaj Yollayın
[email protected]
Haftaiçi: 16:00 - 21:00
Cumartesi:10:00-19:00

Kadın Karşısında Başarısız Olma Korkusu, Erkekte Neyi Tetikler ?

Cinsel işlev bozuklukları için, yardım almak isteyen erkeklerin çoğunluğu bekârdır. Bir kadınla karşılaşınca “sertleşemiyorum’’ diye yakınan genç bekâr erkekler, genellikle ilk cinsel deneyimlerini genelevi kadınlarıyla gerçekleştirme girişiminde bulunmuşlardır.

Cinsel eğitimsizlik, toplumsal değerlendirmeler ve başka nedenlerle ilk deneyimlerinde başarısız olan bu erkekler genelde, ‘’ben öldüm, mahvoldum, artık erkek değilim’’ anlamına gelen bir ruhsal tedirginlik gösterirler.

Büyük bir bölümü de ruhsal çöküntüye uğrayıp yıkılıyor. Övündüğü o penisi artık söz dinlemiyordur, haliyle bir yıkım oluyor tabii.

Çünkü cinsel ilişkilerde, kadınla birliktelikte erkekçe davranışın kanıtlanması yalnızca sertleşen bir penisle mümkün görülmektedir. Erkeklik organının sertleşmesi ve bunun bir süre devam ettirilmesinin ‘erkekliğin’ gücü olarak algılanması yaygın bir eğilimdir. Dolayısıyla kadın karşısında başarısız olma korkusu, erkekte ereksiyon sorunlarını tetikleyebiliyor. Kadınlar için de cinsel ilişki sırasında erkekten beklenenlerin başında onları cinsel doyuma ulaştıran ve sertliğini erken yitirmeyen penis gelmektedir. Çünkü çoğu cinsel yakınma, ‘işini bitirince kocam sırtını dönüp uyuyor’ biçiminde, erkeğin karısından önce boşalmasından ( erken boşalma ) ve penis sertliğinin kaybolmasından ( empotans ) kaynaklanmaktadır.

Her iki cins için bu anlamda önemli olan penis sertliği, korunmak istenen, sürdürülmek istenen bir erkeklik gücü olarak algılandıkça, bunu yitirme korkusu erkekte daha da artıyor ister istemez. Görüşüme göre,

Freud’un ortaya koyduğu ‘hadım edilme korkusu’ nun kökeninde, erkeğin kadın karşısında penis sertliğini yitirmenin ve kadını cinsel doyuma ulaştıramamanın doğurduğu kaygı yatmaktadır.

Bu kaygı da, ‘erkekliğimi kanıtlayamayacağım’ korkusundan ileri gelmektedir. Burada erkeğin sertleşemezken hissettiği kaygı, çocukken ki bilinçdışı hadım edilecek miyim kaygısıyla eşdeğerdir.

Yukarıda bahsettiğim, kişinin kendine ait sorunlu değer yargıları ve benlik sayısı sertleşme sorunlarının nihai sebebidir. Empotans tedavisi de, kişinin bu yanlış inanışlarının giderilmesi ve kendilik değerinin organizasyonu üzerine, eş terapisi formatında yapılmaktadır. Sertleşme sorunu yaşayan kişinin partneri önemli bir konuma sahiptir, cinsel terapi sürecinde.

Kadınlar erkeklere göre inanılmaz derecede güçlüler. Güçten kastım erkekler üzerindeki o sihirli etkilerinden. Erkeklerin, duygusal anlamda hayatlarına devam edebilmeleri için kadınlara ihtiyacı var.

‘’Kadınlık  sanatı, erkeğe kastrasyon korkusu yaşatmadan var olabilme ve yönetme sanatıdır.’’

Onların onayı, desteği ve cesaretlendirmeleri kendilerinden emin yaşamalarını sağlıyor. Kadınların ilgisi ve sağladıkları rahatlık, yaşamlarındaki erkeklerin güvende olduklarını ve destek aldıklarını hissetmelerine yardım eder. Tam tersi durumlarda ise erkekte cinsel sorunlar ortaya çıkıyor. Terapilerde yapmaya çalıştığımız şey, erkeğin ihtiyaçlarını ve hissettiği yetersizlik duygusunu dile getirmesi, kadının da bir dans gibi erkeğe eşlik ederek. Onu olduğu gibi kabul ettiğini, taleplerini partnerine herhangi bir başarısızlık duygusunu hissettirmeden söylemesi ve davranmasıdır.

Sevgiyle kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Cinsel Terapist

Evlilikte Gerçek Sevgi Uğruna Ne Gerekir ?

Beklentiler, kadın ve erkeklerin duygusal ve psikolojik kapasitelerini aştığında evlilik stresi ve hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Bunlara adapte olamama, kişisel ve seksüel tatmin eksiği gibi yeni nedenlerle boşanmalarda giderek artış görülüyor.

Evlilik ve ailenin, eşlerin cinsel ve kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmesinin yanı sıra arkadaşlık, romantik aşk, koruma, sırdaşlık ve duygusal destek sağlayarak toplum desteğinin çökmesini ve sosyal yabancılaşmayı da tamamen telafi etmesi bekleniyordu ve sanki tüm bunlar yeterli değilmiş gibi bireysel olarak da eşlerin kendilerini sürekli olarak geliştirmeleri isteniyordu. Uzun bir liste!

Halihazırdaki yüksek boşanma oranları, çiftlerin basitçe kendilerinden istenilenlerin hepsini yerine getiremediklerini gösterir.

Ödevler çok yorucudur. Çiftlerin evliliklerinin ilk birkaç yılının ardından duygusal banka hesaplarının boşalmasına ve birey olarak kendilerini tükenmiş hissetmelerine şaşmamak gerekir.

Evlilikte Eşlerin rolü Ne olmalı ?

Tenis maçlarında, tekler arasındaki her oyuncu kazanmayı, dolayısıyla karşısındakinin kaybetmesini ister. Benzer şekilde karşı taraf da kazananın kendisi, kaybedenin diğer taraf olmasını ister. İki taraf da karşısındakinin zaaflarına ve bunlardan kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmaya odaklanır. Oyunculardan biri hızlı koşmakta zorlanıyorsa, rakibi bundan faydalanmak için topu mutlaka en uzak noktalara atamaya çalışacaktır. Oyunculardan biri backhand vuruşlarda sıkıntı yaşıyorsa, diğeri topu onu bu tür vuruşlar yapmaya zorlayacak şekilde atmaya çalışacaktır. Oyuncuların arasındaki file gerçekten de aralarındaki ayrılığı simgeler.

Oysa aynı oyuncular çiftler arasındaki bir karşılaşmada eş olsalar, birbirlerinin zaaflarını yine görürler ancak bu onlara birbirlerini kollayarak nasıl işbirliği yapacaklarını gösterir. Bu kez amaç tek başına değil, birlikte kazanmaktır.

Bir ilişkide de eşler buna benzer bir takım oyunu oynamalıdır.

Güven duygusu, eşimizin aramızdaki bağa zarar verebilecek engellere karşı  ortak çıkarımız doğrultusunda bizimle birlikte hareket etmeye kararlı olduğunu fark ettiğimiz zaman gelişir.

Bu kez aradaki ağ birlikte olmayı simgeler. Bu oyunu birbirimizi kollayarak ve karşılıklı özen göstererek oynarız. Böyle oynayabilmek için gerçek sevgi uğruna benmerkezcilikten vazgeçmek gerekir.

Sevgiyle kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisi

Sizin Ailenizde Bir Üçgenleme Var mı ?

Üçgenleme, sorunlu ailelerde yaygın olarak görülen koruyucu bir iletişim mekanizmasıdır. Burada iki aile bireyi arasında var olan çatışma su yüzüne çıkarılmadan, ihtiyaçların üçüncü bir kişi tarafından tatmin edilmesi yoluyla korunma gerçekleşir.

Örnek vermek gerekirse, karı koca arasında duygusal bir uzaklık varsa, koca sevilmeye duyduğu ihtiyacı karşılayabilmek için başka bir kadınla evlilik dışı bir ilişki kurabilir. Eşi bu macerayı keşfettiği zaman bütün suçu ‘öteki kadın’a yükler. ‘Öteki kadın’ üçüncü kişi olur ve üçgen ortaya çıkar.

Kadın bütün suçu üçüncü kişiye yüklemiş, kendisini reddedilmekten korumuştur. Bu durumda, asıl sorun ortaya konmamış, evlilikteki çatışma da çözülmeden kalmıştır elbette.

 

Üçüncü kişi bazen de ailenin iki üyesi arasındaki çatışmayı başka bir yöne çevirmek için araya girer. Çoğu zaman anne babasının tartışmalarında ‘arabuluculuk’ yapan çocuk üçüncü kişiye dönüşebilir. Bu, aşırı narsiszmin söz konusu olduğu veya anne babanın sık sık açıkça kavga ettiği durumlarda tipik olarak ortaya çıkar.

Çocuklar anne babalarına öylesine bağımlıdırlar ki ailede uyumu sağlayabilmek için her şeyi yaparlar.

 

Üçgenlemeyle, çocuk anne baba arasındaki çatışma olasılığını azaltır. Çok huzursuz ailelerde, çocuk annesiyle babası arasında çatışma çıkacağını sezdiği anda hastalanabilir. Annesiyle babası arasında kavga tehlikesi ortaya çıktığı zaman astım veya yalancı-sara krizleri yaşayan çocuklarla çalışmalarım oldu. Bu üçgen şöyle bir resim verebilir:

Karı koca arasındaki veya ebeveynle çocuk arasındaki sorunlara tanık olan kayınvalide-kayınpeder de çoğu zaman üçgen yaratabilir. Ancak aileye müdahale ettikleri zaman, gerçek sorunların açıkça konuşulup bir çözüme kavuşturulmasını engellemiş olurlar. Bu müdahalenin ardında, karı koca arasında uyumlu bir ilişki kurulursa, kayınpeder-kayınvalidenin aileyi denetleme olanağını kaybedeceği korkusu yatmaktadır belki de. Bu nedenle böl ve yönet stratejisi devreye girmiş olabilir. Karı koca dışardakilerin aileye karışmasına engel olmalıdır.

Ailenin mimarları olan anne babanın, mutlu bir aile yaratma görevini üstlenmeleri için, bilgiye, birbirlerinin ve başka anne babaların desteğine ihtiyacı vardır.

Anne veya baba ya da her ikisi bu  önerileri takip etmekte zorlanıyorsa ve çapraşık hale gelmiş aile ilişkilerini düzeltmek için sürekli bir çaba içindeyse; bir evlilik terapisi ‘ne, anne babaları eğiten bir grup çalışmasına, bir klinik psikoloğa, bir psikoterapiste veya psikanaliste ya da aile konusunda deneyimli bir danışmana başvurarak, dışardan yardım almasında yarar vardır.

Sevgiyle kalın..

Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI

Çift ve Evlilik Terapisti

 

Kaynakça:

  • Aile Terapisi Yöntem ve Teknikleri – Nobel Yayınları

 

Tartışmada Eşler Birbirini Yatıştırmalı

Hemen her terapist ve kişisel gelişim kitabı sorunların çözümünde iletişimi ve sözcüklerin gücünü vurgular. Birçoğu mükemmel öğütler verir. Ama doğru sözcükler ilişkilerin kopmasını önlemeye yeterli olsaydı, şimdiye kadar üzücü boşanma oranlarından kurtulmanın yolunu konuşarak bulmuş olurduk. Çiftler çoğunlukla doğru sözcükleri papağan gibi tekrarlamayı öğrenir ama konuşmalarını birbirlerine yönelik derin bir anlayışa dayandırmazlar. Fransızca cümleleri ezberlemeyi öğrenmeye benzer bu. Ne anlama geldiklerini bilmezseniz, Fransızca konuşuyor olmazsınız.

Yakınlık nasıl oluşur

Çiftler birbirlerini derin bir düzeyde anlayıp bu bilgiyi birbirlerine sevecen bir biçimde ifade edebildiklerinde, aralarında gerçek bir yakınlık oluşur. Uyum sağlama dediğimiz bu beceri, kimi şanslı çiftlerin neredeyse doğuştan gelme özelliğidir ama birbirlerine en az onlar kadar bağlı pek çok çift bu konuda zorlanır. Neyse ki uyum, neredeyse tüm çiftlerin öğrenebileceği ‘ya da güçlendirmeyi öğrenebileceği’ becerilerden oluşur.

Çift terapisi ‘nde amacımız, insanların birbirlerinin acı verici duygularını sakinleştirip, yatıştırabilmesidir.

Ben acı verici bir duygumu sana açıklarım, sen de bana uyumlu bir cevap verirsin ve bağlanmayı teşvik edecek bir cevap verirsin. Kendimi kötü hissettiğimde eşimin beni yatıştırmasına ihtiyacım olması, patolojik bir şey değildir.

İnsanlar sevdiklerinin yanında acıyı daha fazla tolere edebiliyor

İnsanların sevdikleri birinin elini tuttuklarında acıyı daha fazla tolere edebileceklerini gösteren araştırma sonuçları, kanıtlar vardır.

Eğer odada bir arkadaşları varsa ve ellerini tutuyorsa o zaman daha fazla acıya tolerans gösterebiliyorlar.

Eğer odada bir yabancı varsa, o zaman daha az tolerans gösterebiliyorlar. Örneğin, bunu denemek için insanların elini buzun içine koyuyorlar eğer odada bir yabancı varsa, şu kadar dakika tutabiliyor elini buzda. Ama eşi veya sevdiği bir arkadaşı varsa daha fazla tutabiliyor. Çünkü sevdiğiniz biriyle birlikte olmak, oksitosin salgılanmasına neden olur ve bu yatıştırmacı bir kimyasaldır.

Partnerimizin bizi yatıştırması yeterli mi

Sevdiklerimizin bizi rahatlatması ve desteklemesi bize faydalıdır. Duygu odaklı çift terapisi olarak ilk amacımız budur. Sonra buna şunu da ekliyoruz: Karşısındakinin yatıştırmasının yanı sıra insanlar kendilerini yatıştırmayı da öğrenmelidir. İnsanların sadece eşini değil kendini de yatıştırmasını sağlaması ve bunu öğrenmesi önemli.

Kendi kendimizi yatıştırmaya ne zaman ihtiyaç duyarız

Bu iki durumdan meydana gelebilir. Eş yanında mevcut olmadığı zaman. Fiziksel olarak orada olmayabilir veya ikincisi duygusal açıdan mevcut olmayabilir. Çok üzgünüm, o sırada yalnızım bir şeylere ihtiyacım var. Ama eşim başka bir şeye kaygılanıyor veya başka bir şeyle ilgileniyor ve bana cevap veremiyor; o durumda kendimi yatıştırabilmeliyim.

İlişkide merhem olan şey ne

Bir kişi kendi içsel kırılganlığını duygularını açıkladığı zaman, bu düzeltici, iyileştirici bir duygusal deneyim olabilir. Ben kendimi değersiz, yetersiz veya sevilemeyecek bir insan olarak hissediyorsam ve bunu açıkladıktan sonra olumlu bir cevap alırsam, bu iyileştirici bir deneyimdir.

Değişimin kalıcı olması için sadece eşimizi yatıştırmayı öğrenmek değil, kendi kendimizi de yatıştırmayı öğrenmemiz de şarttır. Eşimiz bizi düzenlemek üzere orada olamadığı zaman, bunu kendi başımıza yapabilmeliyiz. Ama ilk olması gereken eşlerin birbirlerinin duygularını düzenleyebilmeleridir.

Sevgiyle kalın..

 

Uzm. Psk. Dan. Eyüp Sarı

Çift ve Evlilik Terapisi

 

Mutsuz Evliliklerden Etkilenen Çocuklar

Evlilik Terapisti Eyüp SARI’ nın 28 MART 2016 tarihinde özel bir web sitesiyle gerçekleştirdiği bir röportajdan alıntıdır.

İletişim problemi yaşayan çiftler, çocuklarının yanında nasıl davranmalıdır?

İletişim problemleri ilişkilerde ve ailelerde en sık karşılaştığımız sorun alanıdır. Genellikle insanlar profesyonel yardım almaya bu sebeple gelirler. Terapilerimde çiftlerden şunu çok duymuşumdur: ’Hocam biz neyse de, artık çocuklarda bu durumdan yakınmaya başladılar. Konuşamıyoruz, devamlı kavga ediyoruz.’’

İletişim problemleri yaşanan bir ilişki de aile ortamı ; sevgi,saygı ve güven bağından yoksundur.

Hiç kuşkusuz bunlar çocukluk dönemi ilişkileri içinde ana babanın birbirlerine ve çocuklarına sevgi ve güven verici davranış gösterimleriyle öğrenilir.Çocuk sevile sevile sevmeyi, güven duya duya güvenmeyi öğrenir. Ana babalarının birbirlerine olan sevgi ve güven mesajlarını algıladıkça, bunların insan ilişkilerinde temel gereksinimler olduğunu öğrenir. Özellikle sevgi gösterimi öğrenilen bir davranıştır. Birbirlerine sevgi göstermeyen, sürekli tartışan, kavga eden, birbirinden nefret ettiklerini yineleyen ana babanın kurduğu aile ortamında yetişmiş bir kız çocuğunu düşünecek olursak evlilikte eşine göstereceği davranış biçimi de evinde yaşadığı, sevgiden, güvenden yoksun bir davranış biçimi olacaktır haliyle. Gelişim çağında, kişiliğinin oluşum aşamalarında yaşamadığı, öğrenmediği bir davranışı, o da evliliğinde gösteremez. Bu nedenle ortaya koyduğu davranış biçimi tartışma ve kavga olur. Evlilikte olağan sayılan sıradan olaylar karşısında bile eşine sevgi ve saygı yerine saldırganlık gösterir.

Doğup büyüdüğü aile içindeki sevgi, güven ve saygıdan yoksun ilişkiler, giderek kişinin algılama düzenini de etkiler. Öyle ki ana babasıyla birlikte yaşadığı çocukluk ve ergenlik dönemlerinde, hep bu türlü mesajlar alarak büyüyen birisi, evliliğinde kendine ulaşan mesajları çoğu kez eski yaşam deneyimleri yönünde algılar. Konuşulanları, tartışılanları algı dönüşümüne uğratır. Kuşkusuz bu algısal dönüşüm eşler arasındaki güven ve sevgi içeren sağlıklı mesajların yanlış algılanmalarında da rol oynar.  İlişkinizde bu türlü iletişim çatışmaları yaşıyorsanız ve kendi kendinize bir çözüm de bulamıyorsanız. Evlilik Terapisi çözüm için  kullanabileceğiniz önemli bir seçenektir.

“Çocuğun iyiliği için evli kalmak” çok yaygın bir görüş. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncellikle ben bu mantığa katılmıyorum yanlışta buluyorum. Şöyle ki aile içinde birçok tartışma ve kavgaya tanık olarak büyüyen çocuklar, ebeveyn boşanmasıyla ruhsal olarak rahatlayabilirken bunun aksine anne baba geçimsizliğine tanık olmamış çocuklar da onların boşanmasıyla ruhsal olarak daha ağır tepkiler verebilirler. Burdan hareketle bazı evlilikler vardır ki çocuklar için devam ettirilir ama aslolan çocuklar için bitirmektir.

Yapılan araştırmalarda ebeveynleri boşanmış çocukların saldırganlık ,düşmanlık ve kaygı düzeyi yüksektir.

Ancak evlilik içi bir çok çatışmaya tanık olarak yaşayan çocuklarda düşmanlık,saldırganlık ve kaygı boşanmış aile çocuklarınınkiyle karşılaştırıldığında daha yüksektir. Hatta aile içi çatışma yaşayan çocuklarda sosyal uyum bozukluğu, depresyon ve suça eğilim daha sık görülmektedir.

Kimse boşanmak istemez, kim boşanmak için evlenir ki? Fakat eğer ortada bir ilişki yoksa eşler arasında kağıt üzerinde devam edilen evlilik , rol yapmaktan başka bir şey değildir. Ve çocukta bunu hisseder, hangimiz hissetmiyorduk ki, bir düşünün.

Boşanma kararı çocuklara nasıl anlatılmalıdır?

Boşanmanın çocuğa anlatılmadan kararın eşler arasında netliğe ulaşması gerekmektedir. Boşanmak istiyor muyuz , istemiyor muyuz ? Bu söylemi çiftler , tartışma anlarında birbirlerini değişime sevk etmek için çok sık kullanıyor. Ve bir an da kendilerini mahkemeye dilekçe verirken bulabiliyorlar.

Şu çok net ki;  boşanma kararı sallantı da iken, kararsızlık içindeyken çocuklara anlatılmamalıdır. Çocuğun tepkisine göre bu kararın değiştiğine de şahit oluyoruz. Böyle olunca çocuk şunu öğreniyor.

‘’ Annem babam benim yüzümden boşanacak, eğer ben uslu olsaydım boşanmazlardı.’’

Boşanma kararı alındıktan sonra çocuğun gelişim düzeyine göre boşanmanın ne olduğu, bu kararı niçin aldıklarını , bu kararı almada kendisinin bir etkisi olmadığı, bundan sonra nasıl bir hayat olacağı , kendisinin kiminle nerede kalacağı açık açık anlatılmalıdır.

Boşanma kararını çocuğa söylerken, yani konuşma sırasında anne ve babanın her ikisi de bulunmalı ve anne-babanın karşılıklı öfke, suçluluk veya suçlama gibi duyguları bu konuşmaya karıştırılmamalıdır. Boşanma kararı, çocuğa ifade edildikten sonra çocuğa bu konu hakkında kendisinin ne düşündüğü ve ne hissettiği ile alakalı sorular sorulmalıdır.Çünkü bu dönemde sorular netliğe kavuşmamış ise ifade edilemeyen duygular bilinçaltında bastırılmışsa sonraki süreçte çocuk sorunlar yaşayabilir.

Çocuğun sorduğu sorulara doğru bir şekilde yaşına uygun ifadelerle cevap verilmelidir.

Hayatta bazen boşanma gibi üzücü olayların insanların başına gelebileceği, bu durumun her şeyin sonu olmadığını, anne ve babası olarak her zaman yanında olunacağı, bu yaşadıklarının uzun vadede kendisini güçlendireceği algısı oluşturulmalıdır.

Genelde boşanma sonrasında çocuklarda ne gibi değişimler gözleniyor?

Boşanma, evliliği sürdürmeye yönelik tüm çabaların sonuç vermediği durumlarda, eşlerin kendilerine birbirlerine ve çocuklarına zarar vermeden yaşamaları gereken doğal bir süreçtir. Boşanma sürecinde anne babanın birbirlerine karşı tutumları ve boşandıktan sonraki ilişkileri boşanmanın çocuk üzerindeki etkilerinin belirleyicisidir.

Boşanma çocukların kolayca anlayıp kabul edebilecekleri bir durum değildir.

Anne babanın çocuğu kendi çekişmelerinin ortasında bırakmaları, boşanma sonrasında birbirlerine karşı kin, nefret, öfke duygularını çocuğun gözleri önünde yaşamaları, çocuğu taraf tutmaya zorlamaları, kendilerini haklı çıkarmak için diğerini kötülemeleri, değersizleştirmeleri ya da çocuğu birbirlerine göstermeyerek öç almak istemeleri, çocukta travmatik etkiler yaratır.

Anne baba boşanırken çocuklarından boşanmazlar, kar koca olmaktan vazgeçerler ama bunu gerçekten yapan ve boşandıktan sonra çocuğuyla da ilişkisini kesen anne ya da baba çocuğun yaşamında büyük bir kriz oluşturur. Boşanma süreci ve sonrasında anne babanın olumsuz tavır ve davranışları sonucunda, çocuğun akli karışır ve büyük bir tedirginlik yaşar. Anne babasının onu sevmediğini ve terk ettiğini düşünerek kızgınlık duyar, boşanmalarından kendini sorumlu hisseder ve kendini suçlar, anne babayı bir araya getirme çabası içine girer ve tüm bunlarla birlikte çocukta depresyon, davranış bozuklukları, okul başarısında düşüş yaşayabilir. Boşanmanın çocuk üzerindeki kalıcı etkileri düşük benlik saygısı, suça eğilim ve kişilik bozuklukları olabilir. Ayrıca anne ve babayı model aldığı için gelecekte sağlıklı partner ilişkileri kuramayabilir, evlenmek ve çocuk sahibi olmak istemeyebilir.

Boşanmanın ardından anne-babanın çocuğa karşı tutumu nasıl olmalıdır?

Boşanmanın ardından yeni düzene uyum sağlamakta güçlük çeken çocuklarda değişik duygusal tepkiler gözlemlenir. Bu dönemde anne-babaların, çocukların duygularını göstermeleri ve onlarla yüzleşmelerini sağlamaları gerekir.

Çocuklar duygularını açığa çıkaramazlarsa ileri ki yaşlarda depresyon, endişe, kişilik sorunları, konsantrasyon bozukluğu, yalnızlık korkusu gibi rahatsızlıklar yaşayabilirler.

Bu dönemde çalkantılı bir dönem geçiren ergenler ise yaşadıkları ağır travmanın etkisiyle sigara, alkol ve de uyuşturucu gibi maddeler kullanabilmektedir. Ebeveynlerin bu sorunla karşılaşmaması için çocuğa arkadaş gibi yaklaşması, sorgulamadan yargılamadan her türlü konuyu konuşmalıdırlar.

Boşanma çocuğun dünyasında büyük bir değişimdir. Zaten anne ve babasının boşanması sonucu büyük bir travma yaşarken çocuğun hayatına yeni değişiklikler getirmekte uygun olmayacaktır. Yani yeni bir ev, yeni bir okul, ikinci bir evlilik çocuğun uyum sağlama sürecini daha da zora sokacaktır. Ama bütün bunlar çocuk yeni hayatına uyum sağladıktan sonra tabiri caizse buzlar eridikten sonra yapılabilir.

Benim sorularım bu kadar, son olarak eklemek istedikleriniz var mı ?

Son olarak; eşler birbirini boşayabilir bu herkesin en doğal hakkıdır. Fakat boşanma asla ve asla anne ve babanın arasında olmamalıdır. Ebeveynler gerektiği durumlarda uzman yardımına başvurmalıdır. Boşanmanın bedellerini asla çocuk ödememelidir.

 

 

Uzm.Psk.Dan. Eyüp SARI

Evlilik Terapisti İstanbul

 

TARİH: 28 MART 2016

Vajinismus Gerçeği

Bir erkekle birlikte olma düşüncesi bazı kadınları öylesine gergin hale getirir ki, vajina kasları penisin giriş çıkışını acılı, hatta bazen imkansız kılacak şekilde istemsizce kasılır. Bu rahatsızlığa vajinismus adı verilmektedir.

İlk birleşmeniz de bu sorunu yaşarsanız, vajinanızın büyüklüğüyle ilgili olduğunu sanabilirsiniz: aslında bu çok nadir görülen bir durumdur. Öte yandan, neredeyse her zaman sebep psikolojik gerilim sonucunda vajinanın sıkıca daralmasıdır.

Bir çift bana gelip , cinsel birleşme sağlayamadıklarını, birleşmenin kadın için acı verici olduğundan şikayet edecek olursa, ilk yaptığım şey çifti bir jinekoloğa göndermek olur. Sorun neredeyse hiçbir zaman vajinanın boyutundan kaynaklanmasa da, bazı kadınlarda bir başka tıbbi sorun olabilir, ki işin içinde acı olduğunda cinsel terapistler olarak öncelikle bu tür bir sorunun var olup olmadığından emin olmak isteriz.

Vajinismus Tedavisi

Kadının herhangi bir sağlık sorunu olup olmadığından emin olunduğunda, cinsel terapi kişinin gevşemesini sağlamaya yöneliktir. Ne yapması gerektiği, diğer etkenlerin neler olduğuna bağlıdır.

Hiç orgazma ulaşmadıysa, kendisini mastürbasyonla nasıl orgazma ulaştırabileceğini keşfetmek ilk adım olabilir.

Ancak orgazma ulaşmak gibi bir sorunu yoksa, talimatlarım partnerini orgazmı gerçekleştirme sürecine daha fazla dahil etmeye yönelik olacaktır.

Tedavi edilmediğinde vajinismus bir çift için büyük bir sorun olabilir. Bu özellikle bakire bir kadının, bekaretini, evlenip balayına çıktığında kaybetmek niyetinde olduğu durumlarda söz konusudur. Yeni evli çift yeni bir cinsel hayata başlamak üzeredir. Erkek penisini kadının vajinasına sokmaya çalıştığında, kadın ya erkeğin giriş çıkışını kesmesine neden olacak ölçüde acı hisseder ya da erkek kadına girmeyi başaramaz bile. Bu durum olumsuz hisler uyandırır ve rahatsızlığa hiçbir müdahale yapılmaması halinde evlilik yıkılabilir..

Tedavi de Cinsel Terapist’in Rolü

Cinsel terapistler olarak, danışanlarımıza vajinismusla savaşlarında sadece rehberlik yapabilir ve kendilerini iyi hissetmelerine yardımcı olabiliriz. Onun içindir ki, uzun zamandır uyum sağladıkları bu cinsel sorunlarından kurtulmalarını istemeleri çok önemlidir.

Tedavinin de, başarının da başarısızlığından sorumluluğu kişilerindir.

Çünkü kişi,’’ben kurtarılmalıyım, biri beni kurtarsın’’dediği zaman zavallı ve aciz olduğunu kabul etmiş olur, bu durumda vajinismus bitmez. Ama ‘’ben kendimi kurtarmak istiyorum,inançlıyım,kararlıyım ama ne yapacağım konusunda bir rehbere ihtiyacım var’’ derseniz işte o noktada cinsel terapi devreye girer. Terapistler olarak asla kurtarıcı değiliz ancak kişi kendi içindeki gücü fark ederek kendini kurtarabilir. Her insanın içinde bir güç vardır. Kişi farkında olmadan bu gücü kendini yıkmak için, kendini hasta etmek için bilinçaltı olarak kullanabiliyor. Bizim görevimiz bu gücü ve bu gücün hatalı kullanıldığını danışanlara göstermektir. Ardından da bu güçle kendinizi nasıl iyi edeceğiniz konusunda sizlere yol gösterebiliriz. Şuna inanın Çaresiz değilsiniz, çare SİZsiniz.

 

Sevgiyle kalın..

 

Uzm.Psk.Dan.Eyup SARI

Cinsel Terapist